BİR ÖĞRETMENİN NEFRET DİLİ KABUL EDİLEMEZ,DERHAL CEZALANDIRILMALIDIR.

 


"ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU"NU KABUL ETMİYORUZ

 
2022'ye girerken bir müjde gibi ilan edilen Öğretmenlik Meslek Kanunu teklifi TBMM’ye sunuldu. Kanun teklifi 12 maddeden oluşmaktadır.Kanun teklifini incelediğinizde öğretmenlik mesleğinin sorunlarını çözmekten uzak olduğu ve amaç olarak öğretmenlik statüsünü güçlendirme amacını gütmediği net olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle bazı maddelerine baktığımız zaman söz konusu teklifin meslek kanunu olması kabul edilemez.Bu kanuna ve nasıl olması gerektiğine ilişkin düşüncelerimiz;
1)Öğretmenlik mesleğinin tanımı yapılan 3. maddede öğretmenlik mesleği özel bir ihtisas mesleği olarak tanımlanıyor.Fakat aynı maddenin devamında öğretmenlik ; "öğretmen", "uzman öğretmen" ve "başöğretmen" şeklinde 3 kariyer basamağına ayrılmaktadır. İhtisas mesleği kariyer basamağına ayrılamaz.Her öğretmen alanının uzmanıdır.
2)"Aday öğretmenliğin" düzenlendiği 5.madde oldukça sıkıntılı bir madde. Aday öğretmenlik sınavı kaldırılırken daha öznel bir uygulama getiriliyor.Aday kaldırma sınavı yerine "Aday Değerlendirme Komisyonu" getiriliyor.Bu komisyonun aday konusundaki kriterleri belli değil, aday tamamen subjektif koşullarda değerlendirilecek.Mülakat komisyonlarında yaşananlar hatırlandığında bu komisyonun neden olacağı olumsuz sonuçları tahmin etmek zor değil. Hepimiz biliyoruz ki objektif kriterlerle yapılmayan her değerlendirme olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu maddenin kendi başına yeni sorunlar üreteceği açıktır.
Aday öğretmenlikle ilgili 5. maddenin devamında Ohal döneminden kalma arşiv taramasının ve güven soruşturmasının belirleyici olacağı belirtilmiştir. Anayasada gecen "Suç'un şahsiliği" ilkesine aykırı olan maddede öğretmen adayının ailesinden birinin bir suça karışmış olması onun öğretmen olmasına engel olacak veya geçmişte bir yargılamada ismi geçen ve beraat eden öğretmen adayı öğretmen olamayacak.
3)Yine 5. maddede aday öğretmenlerin “aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası” almaları durumunda görevlerine son verilecek. Bu durumun da aday öğretmenler amirlerinin kölesi konumuna gelecek olup,sorgulayan değil biat ve itiat eden öğretmen olmaya zorlanacaklardır.Ayrıca aday öğretmenlerin sendikal faaliyetlere katılmaları da engellenecektir. Aday öğretmenler tamamen güvencesiz çalışacakları gibi, bu cezaları almamak için baskıya ve mobinge boyun eğeceklerdir.
4)Öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılması öğretmenlik mesleğine aykırıdır.Öğretmenlik dayanışma ve iş bölümü şeklinde yürütülür.Öğretmenleri yarıştıracak ve rekabet etmelerine neden olacak bu düzenlemeye doğrudan karşı çıkmak gerekir.Iktidar birbirine rakip olan öğretmen kimliği yaratmak istemektedir.
5.3600 ek göstergenin yürürlük tarihi15 Ocak 2023 olarak belirlenmiştir. Buradan da teklifin tamamının bir seçim yatırımı olduğu anlaşılmaktadır.
6)Sözleşmeli öğretmenlik kaldırılmamıstır.Sözleşmeli öğretmelerin kadrolu öğretmenlerle eşit haklara sahip olacağı ifade edilmişti; ancak teklifte sadece sözleşmeli öğretmenlere sağlık ve can güvenliği nedeniyle mazeret tayini hakkı var. Aynı işi yapan öğretmenler arasında eşitsizlik devam ediyor.
7)Öğretmenin iş güvencesini ve özlük haklarını güçlendirecek ve koruma altına alacak bir madde bulunmamaktadır.
8)Öğretmenlik Meslek Kanunu'yla öğretmenin korunması hedefleniyorsa okul içerisinde öğretmene şiddete kalkışanlara arttırımlı cezalar verilerek,öğretmene yönelik şiddetle mücadele edilmelidir.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDIKASI
MERKEZ YÜRÜTME KURULU

"ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNUNU KABUL ETMİYORUZ''

"ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU"NU KABUL ETMİYORUZ.İŞ GÜVENCEMİZ, EKONOMİK VE ÖZLÜK HAKLARIMIZ İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ.
2022'ye girerken bir müjde gibi ilan edilen Öğretmenlik Meslek Kanunu teklifi TBMM’ye sunuldu. Kanun teklifi 12 maddeden oluşmaktadır.Kanun teklifini incelediğinizde öğretmenlik mesleğinin sorunlarını çözmekten uzak olduğu ve amaç olarak öğretmenlik statüsünü güçlendirme amacını gütmediği net olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle bazı maddelerine baktığımız zaman söz konusu teklifin meslek kanunu olması kabul edilemez.Bu kanuna ve nasıl olması gerektiğine ilişkin düşüncelerimiz;
1)Öğretmenlik mesleğinin tanımı yapılan 3. maddede öğretmenlik mesleği özel bir ihtisas mesleği olarak tanımlanıyor.Fakat aynı maddenin devamında öğretmenlik ; "öğretmen", "uzman öğretmen" ve "başöğretmen" şeklinde 3 kariyer basamağına ayrılmaktadır. İhtisas mesleği kariyer basamağına ayrılamaz.Her öğretmen alanının uzmanıdır.
2)"Aday öğretmenliğin" düzenlendiği 5.madde oldukça sıkıntılı bir madde. Aday öğretmenlik sınavı kaldırılırken daha öznel bir uygulama getiriliyor.Aday kaldırma sınavı yerine "Aday Değerlendirme Komisyonu" getiriliyor.Bu komisyonun aday konusundaki kriterleri belli değil, aday tamamen subjektif koşullarda değerlendirilecek.Mülakat komisyonlarında yaşananlar hatırlandığında bu komisyonun neden olacağı olumsuz sonuçları tahmin etmek zor değil. Hepimiz biliyoruz ki objektif kriterlerle yapılmayan her değerlendirme olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu maddenin kendi başına yeni sorunlar üreteceği açıktır.
Aday öğretmenlikle ilgili 5. maddenin devamında Ohal döneminden kalma arşiv taramasının ve güven soruşturmasının belirleyici olacağı belirtilmiştir. Anayasada gecen "Suç'un şahsiliği" ilkesine aykırı olan maddede öğretmen adayının ailesinden birinin bir suça karışmış olması onun öğretmen olmasına engel olacak veya geçmişte bir yargılamada ismi geçen ve beraat eden öğretmen adayı öğretmen olamayacak.
3)Yine 5. maddede aday öğretmenlerin “aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası” almaları durumunda görevlerine son verilecek. Bu durumun da aday öğretmenler amirlerinin kölesi konumuna gelecek olup,sorgulayan değil biat ve itiat eden öğretmen olmaya zorlanacaklardır.Ayrıca aday öğretmenlerin sendikal faaliyetlere katılmaları da engellenecektir. Aday öğretmenler tamamen güvencesiz çalışacakları gibi, bu cezaları almamak için baskıya ve mobinge boyun eğeceklerdir.
4)Öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılması öğretmenlik mesleğine aykırıdır.Öğretmenlik dayanışma ve iş bölümü şeklinde yürütülür.Öğretmenleri yarıştıracak ve rekabet etmelerine neden olacak bu düzenlemeye doğrudan karşı çıkmak gerekir.Iktidar birbirine rakip olan öğretmen kimliği yaratmak istemektedir.
5.3600 ek göstergenin yürürlük tarihi15 Ocak 2023 olarak belirlenmiştir. Buradan da teklifin tamamının bir seçim yatırımı olduğu anlaşılmaktadır.
6)Sözleşmeli öğretmenlik kaldırılmamıstır.Sözleşmeli öğretmelerin kadrolu öğretmenlerle eşit haklara sahip olacağı ifade edilmişti; ancak teklifte sadece sözleşmeli öğretmenlere sağlık ve can güvenliği nedeniyle mazeret tayini hakkı var. Aynı işi yapan öğretmenler arasında eşitsizlik devam ediyor.
7)Öğretmenin iş güvencesini ve özlük haklarını güçlendirecek ve koruma altına alacak bir madde bulunmamaktadır.
8)Öğretmenlik Meslek Kanunu'yla öğretmenin korunması hedefleniyorsa okul içerisinde öğretmene şiddete kalkışanlara arttırımlı cezalar verilerek,öğretmene yönelik şiddetle mücadele edilmelidir.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDIKASI
MERKEZ YÜRÜTME KURULU

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU TÜM AYRINTILARIYLA AÇIKLANMALIDIR.

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU MECLİSE GETİRİLMEDEN ÖNCE AYRINTILARIYLA AÇIKLANMALIDIR.

01.12.2021 tarihinde 20. Milli Eğitim Şûrası açılış konuşmasında  Cumhurbaşkanı  Sayın Tayyip Erdoğan,’’öğretmenlik meslek kanununu’’ meclise sunacaklarını ilan ederek kanunda geçen özellikle yandaş basınında öğretmenlere müjde şeklinde duyurduğu birkaç maddeden bahsetmiştir.Maalesef öğretmenlik meslek kanununun detayları açıklanmadan popülist söylemler üzerinden müjde olarak açıklanması ve yandaş medyanın bu şekilde bir sunum yapması endişe vericidir ,zira aynı iktidar 2016 ve 2018 tarihlerinde öğretmenlik meslek kanunu adı altında öğretmene ‘’performansa dayalı çalışma’’ ve öğretmenlik mesleğinde kariyer basamakları dayatmasında bulunmuştu.Bizi de endişelendiren detayların açıklanmadan kamuoyuna bu kanunun pazarlanmasının yapılmasıdır.

Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın bugünkü açıklamasında kanun ile ilgili açıklamanın özeti şu şekildeydi.

‘’Öğretmenlikte adaylık kaldırma sınavını artık bir kenara bırakıyoruz, bunun yerine bir program uygulayarak adaylarımıza destek olacağız. Öğretmenlikte 10 yılını doldurmuş öğretmenlerimize uzman öğretmenlik imkanını getiriyoruz. Yüksek lisans yapmış öğretmenlerimiz ise sınavdan muaf tutulacaktır. Eğitimlerini tamamlayan ve yapılan sınavdan başarıyla geçen uzman öğretmenlerimiz hem 1 derece alacaklar hem de maaşlarında bin lira artış olacaktır.10 yıllık uzman öğretmenler eğitimlerini tamamlayıp sınavda başarılı oldukları takdirde başöğretmen unvanlıyla görev yapacaklar. Yine bu öğretmenlerimize ilave 1 derece verecek ayrıca maaşlarında da 2 bin lira artış yapacağız. 1. derecedeki öğretmenlerimizin ek göstergelerini 3600'e çıkarıyoruz. Ayrıca sözleşmeli öğretmen ile kadrolu öğretmen ayrımını da ortadan kaldırıyoruz. Mecburi hizmet hariç özlük hakları, atamalar başta olmak üzere sözleşmeli öğretmenlerimiz kadrolu öğretmenlerimizle aynı haklara sahip olacaklar. Bu tarihi reformun şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.’’

KAMUOYUNA KONU İLE İLGİLİ AÇIKLAMAMIZDIR

1.Öğretmenler en düşük memur  maaşı alırken, ekonomik olarak enflesyonun altında ezilmişken olması gereken tüm öğretmenlere koşulsuz olarak herkese aynı miktarda seyyanen zam yapılmasıdır.Bu durum görmezlikten gelinemez.Tüm Öğretmenlere ve Eğitim çalışanlarına 3000tl seyyanen zam yapılması gerekmektedir.Bu durum öğretmenlere kariyer basamakları getirmekten daha önemlidir.

2.Bu  kanun ile ironi bir durum olusmuştur,sınavla maaşına zam alacak tek meslek öğretmenlik mesleği olacaktır.Oda  10 yıllık hizmetten sonra girilecek sınavlarda başarılı olunursa.

3. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda öğretmenlik, özel bir ihtisas mesleği olarak tanımlanmıştır.Öğretmenlik mesleği uzmanlık mesleğidir tüm öğretmenler yasa da belirtildiği gibi uzmandır.Ayrı bir uzmanlık tanımlamasında ihtiyaç yoktur.

 4.Öğretmnelik mesleği  dayanışmayla ve işbirliği ile yapılır.Kariyer basamakları öğretmenler arası rekabeti getireceği gibi öğretmenler odasında; öğretmenler arasında  ve öğrencilerin gözünde bir kast durumu(iyi,kötü,başarılı,başarısız öğretmen) ortaya çıkaracaktır.Ayrıca kariyer amaçlandığından öğrenci gelişimi ikinci plana itilecek öğretmen sadece kendi  kariyer  gelişimine odaklanacaktır.Bir başka durumda öğretmenler arası sınıflandırmanın iş barışını da bozacak olmasıdır.Öğretmenlik mesleği saygın bir meslek olup deneyimlerle gelişim gösterir.Sınavda başarısız olan fakat mesleğe yıllarını veren deneyimli öğretmenin verimi düşecektir.

5. Mesleğini 10-20 yıl icra etmiş öğretmene sınav uygulamak hakarettir. Hem üniversiteden hem de kpss sınavından geçmiş mesleğe yıllarını vermiş bir öğretmene sınav yapılması kabul edilemez.

5.İktidarın sözleşmeli öğretmenliği kaldırma gibi bir planı yoktur.Basında yazılanlar gerçekleri yansıtmamaktadır.Cumhurbaşkanı kadrolu-sözleşmeli öğretmenler arasındaki farklar ortadan kalkacak demiştir,Fakat ne bakan ne de cumhurbaşkanı sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılacağı konusunda net bir ifade kullanmamıştır.Sözleşmeli öğretmenlik kesinlikle kaldırılmalıdır.Tek bir istidam yapılmalı oda kadrolu öğretmen istihdamıdır.ilginç olanda sözleşmeli öğretmenliği getiren ve şimdi kadrolu-sözleşmeli arasındaki farklılıkları kaldıracağız diyen  aynı iktidarın olmasıdır.

6.HAFIZAMIZI TAZELEYECEK OLURSAK HATIRLATMA YAPALIM:İktidar; en son 2018 yılı Şubat ayının sonunda, öğretmen performans değerlendirmesi yönetmeliğini açıklamıştı. Yönetmelik aday ve kadrolu öğretmenlerin, göstermelik olarak da idarecilerin performansının notlanmasına dayanıyordu. Öğretmenin değerlendirmesi; okul müdürü, zümre öğretmenleri, okuldaki tüm öğretmenler ve dersine girdiği öğrenciler ile velilerden alınacak. Bu birleşenlerin vereceği not ortalamasının büyük yüzdesi idarecilere dayandırılıyordu. Öğretmenlerin, bu performans sistemi içinde ayrıca dört senede bir yapılan merkezi sınava katılması zorunlu olacaktı.İşte yazımızın başında dediğimiz gibi kanun ile ilgili ayrıntıların derhal açıklanması gerekmektedir. ’’ÖĞRETENLİK MESLEK KANUNU’’ meclise getirilmeden önce koşulsuz olarak madde madde tüm ayrıntılarıyla birlikte kamuoyu ile paylaşılmalıdır.Örneğin ‘’KANUNDA PERFORMANS DAYATMASININ OLUP OLMADIĞI,KANUNDA ÖĞRETMEN BAŞARI KRİTERİNİN NE OLDUĞU KONUSUNDAKİ MUĞLAKLIK GİDERİLMELİDİR.’’

Öğretmenlik mesleği şirket yönetme anlayışına mahkum bırakılamaz.Bu onurlu meslek işbirliğiyle ve meslektaşların dayanışma ruhuyla yapılır. Kamuoyu ve kamu emekçileri bilmelidir ki TÖB SEN tüm hukuksuz ve anti demokratik uygulamaların karşısında olacaktır.

Kamuoyuna saygılarımızla…

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU ADINA

MERKEZ YÜRÜTME KURULU BAŞKANI DENİZ EZER


SÖMÜRÜYE, ŞİDDETE, YOKSULLUĞA DİRENEN KADINLARA SELÂM OLSUN!

 

YAŞASIN 8 MART!
Selam olsun 8 Mart’ı direnişlerinde yaşatan yiğit kadınlarımıza!
Selam olsun yarınların özgür ve adil günlerinin müjdecisi kadınlarımıza!
Tarlada, evde, okulda, fabrikada emeği sömürülen; yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe mahkûm edilen emekçi kadınlara; Türkiye’nin dört bir yanında direnen tüm işçi, emekçi kardeşlerimize selam olsun!
Dünya Emekçi Kadınlar Günü, emeğimizi sömüren düzene karşı direnişimizin sembolüdür.
1910 yılında Danimarka’da düzenlenen “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda Clara Zetkin, Rosa Luxemburg ve arkadaşları, her yıl uluslararası bir Kadınlar Günü düzenlenmesi önerisini getirmiş ve bu öneri oy birliği ile kabul edilmiştir.
8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak belirlenmesi tesadüf değildir.
8 Mart 1857’de New York’ta 40 bin dokuma işçisi; çalışma saatlerinin kısaltılması, insanca yaşam koşulları, daha iyi bir ücret için greve gider. Polisin işçilere saldırması, işçilerin kendilerini fabrikaya kilitlemesi ve ardından çıkan yangında 129 dokuma işçisi kadın diri diri yanarak yaşamını yitirmiştir.
8 Mart 1908’de yine New York şehrinde kadın işçilerin öncülüğünde sendikal haklar, daha kısa mesai süreleri, daha yüksek ücret, kadınlara oy hakkı talepleriyle bir miting düzenlenmiştir.
Bunların yanında Rusya’da 1917 Şubat devriminin aslında 8 Mart’ta “ Ekmek ve Barış istiyoruz!” sloganı ile yapılan kadın yürüyüşü ve grevleri ile başlamış olmasıdır.
Bütün bunlara rağmen Dünya Kadınlar Günü’nün resmiyet kazanması için onlarca yılın geçmesi gerekti. Birleşmiş Milletler 1975 yılında “Dünya Kadınlar Günü”nü resmi olarak kabul etti.
Bizler yüzyıllardır kapitalizme ve feodal erkek egemen gerici sisteme karşı mücadele ediyoruz. Mücadelemizin bugün geldiği nokta haklarımızı alana kadar alanlarda olma kararlılığımız, 165 yıl önce New Yorklu dokuma işçisi kadınların yaşamları pahasına başlattığı isyanın mirasıdır. Biz bu mirası evlerde, iş yerlerimizde ve sokaklarda büyüterek sürdürüyoruz.
165 yılda pek çok şey değişti; ama hala ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkların faturasını biz kadınlar en ağır biçimde ödüyoruz. Bir yanda güvencesizliğin, yoksulluğun ve işsizliğin; diğer yanda yok saymanın, ırkçılığın meşru kıldığı şiddetin etkilerine doğrudan biz maruz kalıyoruz. Ama 8 Mart’larla bu günlere taşınan ve geleceğe taşınacak mücadelemiz ve kararlılığımız tüm bunları alt edebilecek bir alternatif yaratacak güçte olduğumuzu gösteriyor.
Son yıllarda ülkemizde neredeyse her gün kadınlar ya şiddete uğruyor ya da öldürülüyor.
Türkiye’de 2021 yılında 280 kadın öldürüldü, 217 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.
2022 Ocak ayında 26 kadın öldürüldü, 28 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Yine 2022 yılının Şubat ayında 23 kadın öldürüldü, 21 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti.
İstanbul Sözleşmesi tek başına yeterli olmasa da kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya sunulmuş, sözleşmeyi ilk imzalayan ülke Türkiye olmuştur. Ancak ne yazık ki Türkiye 1 Temmuz 2021’de sözleşmeden resmen çekildi. İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan, onaylayan ve çekilen ülke olmayı başardık. Tek adamın imzasıyla, kararıyla, dayatmasıyla “ ben yaptım, oldu!” zihniyetiyle sözleşmeden çekildik. Öldürülen, şiddet gören her kadının bu akıbeti yaşamasında, sözleşmeden ayrılmayı imzalayanın, destek olanların, sessiz kalanların, bir kereden bir şey olmazcıların payı olduğunu biliyoruz.
İstanbul Sözleşmesi temelde kadına yönelik şiddeti önlemeyi gütse de hane halkının tüm üyelerini kapsamaktadır. Çocuklara yönelik şiddet ve istismarın önlenmesini, çocuk yaşta evliliği ve zorla evlendirmelerin suç sayılması için yasal dayanaklar oluşturma yükümlüklerinin gerekliliğini de savunmaktadır.
Sözleşme kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Bu yüzden kazanım olan İstanbul Sözleşmesi’nin yok sayılmasını kabul etmiyoruz! İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz!
Kadın sorununu yaratan, insan emeğinin sömürüsü üzerine kurulu olan sistemin kendisidir. Bu yüzden de bizler diyoruz ki kadın sorununa ve kadın mücadelesine sınıfsal bakmak zorundayız. Çünkü kadını özgürleştirecek olan sınıf temelli örgütlü mücadeledir.
Kadın tüm ekonomik, kültürel, siyasal baskılara karşı çıkarak düzenin dayattığı statüleri, kendisine uygun görülen kalıpları yıkarak, hayatın her alanında söz ve karar hakkını kullanarak, sisteme karşı dişe diş vereceği mücadele ile özgürleşecektir.
Tıpkı Nazi faşizmine başkaldıran Tanya gibi.
Tıpkı devrimci düşüncelerinden dolayı yoldaşı ile birlikte katledilen Rosa Luxemburg gibi.
Tıpkı “Kadının özgürlüğü, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi yalnızca emeğin, sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla olacaktır.” diyen Clara Zetkin gibi.
Tıpkı Filistin direnişinin simgesi Leyla Halid gibi.
“Her emek direnişinde ben de varım.” diyen Sayıştay hakimi Perihan Pulat gibi.
Bizler güvenceli iş, güvenceli gelecek istiyoruz!
Emeğimiz, özgürlüğümüz için, eşit haklar için mücadelemizi sürdürüyoruz.
Kadın cinayetlerinin bitmesini istiyoruz, adalet istiyoruz!
Çükü 2 yıldır kayıp olan ”Gülistan Doku nerede?” diye sormak istemiyoruz!
Çünkü kızının gözü önünde eski kocası tarafından öldürülen Emine Bulut’un “Ölmek istemiyorum!” çığlığını artık başka kadınlardan duymak istemiyoruz!
Çünkü 16 yaşında ailesi tarafından zorla nişanlandırılan ve o erkek tarafından öldürülen Sıla Şentürk gibi başka çocukların da hayattan koparılmasını istemiyoruz!
İşte mücadelemiz bu yüzden. Kadınlar ancak mücadeleyle özgürleşecektir. Kadınlar erkek yoldaşlarla verilecek mücadeleyle özgürleşecektir.
Hem ne demiş şair: “Bitmedi sürüyor kavga ve sürecek, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek; bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır, bir de yarın için direnenler!”
Erkek egemen, gerici, feodal, kapitalist düzene karşı her türlü baskı, şiddet, sömürü, cinsel taciz ve işkenceye karşı direnişlerini sürdüren kadınları ve tarih boyunca zulme karşı gelmiş ve hala gelen tüm direnişçileri saygıyla selamlıyoruz!
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Yaşasın örgütlü mücadelemiz.

TÖBSEN KADIN KOMİSYONU ADINA

MYK KADIN SEKRETERİ
NAZLI DAŞKAPAN BAKLACI
 
 
 

BİR ÖĞRETMENİN NEFRET DİLİ KABUL EDİLEMEZ,DERHAL CEZALANDIRILMALIDIR.


ESKİŞEHİR/ODUNPAZARI İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ İSTİFA ETMELİDİR!

 

EĞİTİM-ÖĞRETİM SÜRECİ  BECERİKSİZ YÖNETİCİLERİN KEYFİ UYGULAMALARIYLA AKSATILAMAZ.

ESKİŞEHİR/ODUNPAZARI İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ İSTİFA ETMELİDİR!

Eğitimde planlılık ve süreklilik esastır.Bir okul müdürünün,ilçe ve il yöneticisinin en temel görevlerinden biri eğitim öğretim sürecinin planlanmasını sağlamak ve sürecin aksamadan süreklilik kazanmasını sağlayacak  biçimde yöneticilik görevi yapmaktır. Bu görev, örgün,açık ve yaygın eğitim kurumlarında, işbirliği ve eşgüdüm içinde ve belirli plan ve programlar izlenmek suretiyle yerine getirilmek zorundadır.Eğitimde öğretmen,veli ve öğrenci mağduriyetlerini yok sayarak belli hesaplar üzerinden uygulamalar yapmak kabul edilemez.

Eskişehir Odunpazarı ilçesi Erenköy mahallesinde, 2017 den beri yapımı  devam eden Nurettin Topçu Anadolu Lisesi’ne 2019 yılında kadro açılmış ve öğretmen ataması yapılmıştır.Binayı yapan mütahit yüzünden okulun teslim tarihinde 2 yıl gecikme yaşanmış ve okul hala teslim edilmiş değildir.Olan her zamanki gibi eğitim’in en önemli öznesi olan öğretmene oluyor.Bu süreç yaşanırken ülkemizin bir çok ilinden 10’a yakın personel okula atandı.Gelen öğretmenler ve okullarını bekleyen öğrenciler adeta göçebe bir eğitim öğretim sürecine itildiler.

Öğrenci ve öğretmenler okulun yapımı bitmediğinden dolayı 2019-2020 Eğitim öğretim yılını Mustafa Kemal Atatürk Sağlık Meslek Lisesinde Misafir olarak geçirdiler. Bir yıl öyle sürerken bir sonraki eğitim öğretim yılının(2020/2021 Eğitim öğretim yılı) başlamasına 2 gün kala bilinmeyen bir nedenden dolayı ani bir kararla öğretmen ve öğrenciler Mustafa Kemal Atatürk Sağlık Meslek Lisesinden alınarak Havacılar Ortaokuluna gönderildi ve yine mağdur edildi.

Gelinen noktada Havacılar Ortaokuluna gerek öğretmenlerimiz gerek öğrencilerimiz daha yeni uyum sağlamışken nedeni beli olmayan mesnetsiz sebeplerle yine İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri yeni bir hesaba girerek aynı öğrenci ve öğretmenleri başka bir okula taşıma kararı aldılar.Bu sefer belirlenmiş olan yeni okul Yunus Emre Meslek Lisesi.

Becerikli!! yöneticiler öğrencilerin eğitim öğretim sürecinde bu durumdan dolayı nasıl etkileneceklerini düşünmeden hatta umursamadan böyle bir kararı alırken öğretmenleride mağdur etmeye devam etmişlerdir.Örneğin okulun taşınma sürecinde 7 sınıfı birleştirip 4 sınıfa düşürerek birçok öğretmenin norm fazlası olmalarına sebep olmaktadırlar.Bu öğretmenlerimizin bugüne kadar verdikleri emekler yok sayılmış öğretmenler mağdur edilmiştir.Yine bu uygulama ile öğrenci ve veliler mağdur edilmiş öğrenciler servis’e mahkum edilerek hem ekonomik külfet hem de zaman sıkıntısı yaratmaktadır.Öğrenci ve velileri servise mecbur bırakmak yaşadığımız ekonomik krizde velilere ağır bir darbedir.

Buradan kamuoyu önünde Bakanlık Yetkililerine soruyoruz

1.Bakanlık olarak bu süreçten haberiniz var mıdır? Haberiniz var ise bu konuda herhangi bir adım atılmış mıdır?

2.Öğrenci,Öğretmen ve velilerin mağdur edilmesi sizi rahatsız etmiyor mu? Odunpazarı Milli Eğitim Müdürü Kürşat Önder CEYLAN hakkında konu ile ilgili gerekli soruşturma yapılmış mıdır?

3.Yunus Emre Meslek Lisesi Taşınma sürecinde 100 bin tl lik ödeneğin harcanmış olduğu konuşuluyor bu doğru ise 100 bin tl.’nin nereye harcandığı konusunda bir araştırma yapılacak mıdır?

         TÖB SEN olarak talebimiz; yapılan bu keyfi uygulamanın bir an önce sonlandırılması eğitim öğretim sürecinde öğrenci,öğretmen ve velilerin mağdur edilmemesidir.

TÜM ÖĞRETMENLER BRİLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU


ÖĞRETMEN ATAMALARINDA MÜLAKAT TORPİLDİR.

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                    29.12.2021

ÖĞRETMEN ATAMALARINDA MÜLAKAT TORPİLDİR.ATAMALARDA TORPİL DEĞİL LİYAKAT ESAS
ALINMALIDIR.

Bin bir zorlukla, emekle yıllarını öğretmen olabilmek için harcamış öğretmenlerimizin umutlarıyla oynamak
kabul edilemez.’’Mülakat’’ torpildir kabul edilemez.
Maalesef AKP iktidarı ile birlikte kamu alanında istihdam politikası ‘’mülakat’’ yöntemiyle bir torpil
şemsiyesi altında yapılmaya başlandı.İktidar yıllardır liyakat yerine siyasi referanslar üzerinden yani
particilik,yandaşlık ilişkilerine göre alım yapmaktadır.Kamu istihdamı Yoksul halk çocuklarına,halk diliyle
konuşacak olursak dayısı olmayana kapatılmış durumdadır.Sözlü sınav denilen Mülakat AKP iktidarının
kendilerine yakın olmayanları elemede kullandığı ve aynı zamanda siyasi kadrolaşmayı sağladığı bir araç
haline gelmiş durumdadır.Vicdanları yaralayan bu uygulama birçok mağduriyetler yarattığı gibi ataması
yapılmayan onlarca öğretmenin intihar etmesininde bir sebebidir.
Mülakat’ın ilk defa uygulanmasından bu yana oluşan mağduriyetleri görmezlikten gelen iktidar dünya
görüşüne yakın olmayanları taraflı ve kasıtlı değerlendirmeler sonucunda elemektedir. Yazılı sınavdan
yüksek puan alanları sözlü sınavda az puan verip 60’ın altında tutarak haksız hukuksuz bir biçimde eleyerek
insanların gelecekleriyle oynamaktadır.
Hepimiz bir gerçeği biliyoruz sözlü sınavlar/mülakatlar nesnel değildir. Bu sınavların sonucunu belirleyen
özellikler, sınavı uygulayanların siyasal tutumları ve buna bağlı olarak oluşan öznel yargıları cemaat,vakıf
referanslarıdır.Siyasi iktidar içerik bakımından yargısal denetimi olmayan mülakatta ısrar ederek kamu
vicdanını da önemsemediğini göstermektedir.
Milli Eğitim Bakanlığına gelen her bakanın bu uygulamayı devam ettirmesi kamuoyunda paylaşılan
haksızlıkları görmezlikten gelmeleri bakanlığa karşı güvensizliğide beraber getirmektedir.Yapılan her
ankette Öğretmen adaylarının %80’den fazlasının Mülakat kaldırılmalıdır demesine kayıtsız kalmak torpil’e
göz yummaktır.Bakanlık; her atama döneminde tartışılan ve sınavın şaibeli olduğu yönünde kamuoyunda
geniş bir yargının oluşmasına sebep olan Mülakat’ta ısrarcı olmak yerine Ataması yapılmayan
öğretmenlerin sesi olmalıdır . Budan bakanlığacda çağrımız ;bu son atama sürecinde mülakatlarda yüksek
puan almasına rağmen düşük sözlü not verilerek elenenlerin sesini duymasıdır.
TÖB SEN olarak ataması yapılmayan öğretmenlerimizin yanında olduğumuzu ve haklarını aramaları
konusunda her türlü desteği vereceğimizi belirtiriz.
MÜLAKAT TORPİLDİR KALDIRILMALIDIR.MÜLAKAT SONUÇLARINA GÖRE DEĞİL ; YAZILI SINAV
SONUÇLARINA GÖRE ATAMALAR YAPILSIN.

TÜM ÖĞRETMENLER BRİLİĞİ SENDİKASI(TÖB SEN) YÜRÜTME KURULU

MERKEZ YÜRÜTME KURULU ADINA MYK BAŞKANI DENİZ EZER


SAMANDAĞ İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNE SESLENİYORUZ!

ÇOCUKLARIMIZ AKP’NİN SİYASİ PROPAGANDASININ MALZEMESİ OLAMAZ!
Milli Eğitim Müdürlükleri herhangi bir siyası partinin propaganda alanı olamaz.Hafta içinde Hatay Samandağ ilçesinde Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından  2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı  'Okullar Dostluk ve Sağlık için Yarışıyor'Projesi kapsamında Ortaokullar arası Yıldızlar(kız) Yakan Top Turnavası yapıldı.Projenin ismi ‘’ Okullar Dostluk ve Sağlık İçin yarışıyor .Bu isimle yapılan bir projeye davet edilen ve katılım gösteren AKP Samandağ Koordinatörü Samandağ ilçe Milli Eğitim Müdürü ile birlikte projeye katılım gösteren öğrencilerle çektirdikleri fotoğrafları sosyal medyada paylaşarak  projenin bir ortağıymış gibi;
 #AkpartiHatay
#AkPartiSamandağ etiketlerini kullanarak;
‘’ 2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı Samandağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü  'Okullar Dostluk ve Sağlık için Yarışıyor'Projesi kapsamında düzenlenen Ortaokullar arası Yıldızlar(kız) Yakan Top Turnavasına katılım gösterdik.
Proje kapsamında turnuvaya katılarak dereceye giren 1. Cumhuriyet Ortaokulu 2. İsmail Mehmet Selim Kara Ortaokulu ve 3. Kuşalanı Ortaokulu öğrencilerini tebrik eder, öğrencilerimizin kendilerini her alanda gösterebilmeleri ve gelişebilmeleri için çalışan İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Menderes Tunç nezdinde proje de emeği olan bütün eğitim emekçilerine teşekkür ederim.İlimiz ve İlçemizde sağlıklı ve kaliteli eğitimin verilebilmesi adına her türlü faaliyetin yanındayız’’şeklinde bir açıklama yapıyor.’’
TÖB SEN olarak öncelikle belirtmek isteriz hangi siyasi parti olursa olsun çocuklarımız siyasi partilerin propaganda malzemesi değildir.
 
SAMADAĞ MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNE SORUYORUZ.
1.Samandağ ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü AKP’nin siyasi ortağı mıdır?
2.Böyle bir proje’ye AKP koordinatörü davet edilmişse İlçenin Belediye Başkanı davet edilmiş midir?
3.Diğer siyasi parti temsilcileri davet edilmiş midir?
4.Projenin AKP’propagandasına dönüştürülmesinden İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak rahatsızlık duydunuz mu?Rahatsızlık duyduysanız açıklama yapacak mısınız?
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİGİ SENDİKASI YÜRÜTME KURULU

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU TÜM AYRINTILARIYLA AÇIKLANMALIDIR.

 
01.12.2021 tarihinde 20. Milli Eğitim Şûrası açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan,’’öğretmenlik meslek kanununu’’ meclise sunacaklarını ilan ederek kanunda geçen özellikle yandaş basınında öğretmenlere müjde şeklinde duyurduğu birkaç maddeden bahsetmiştir.Maalesef öğretmenlik meslek kanununun detayları açıklanmadan popülist söylemler üzerinden müjde olarak açıklanması ve yandaş medyanın bu şekilde bir sunum yapması endişe vericidir ,zira aynı iktidar 2016 ve 2018 tarihlerinde öğretmenlik meslek kanunu adı altında öğretmene ‘’performansa dayalı çalışma’’ ve öğretmenlik mesleğinde kariyer basamakları dayatmasında bulunmuştu.Bizi de endişelendiren detayların açıklanmadan kamuoyuna bu kanunun pazarlanmasının yapılmasıdır.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bugünkü açıklamasında kanun ile ilgili açıklamanın özeti şu şekildeydi.
‘’Öğretmenlikte adaylık kaldırma sınavını artık bir kenara bırakıyoruz, bunun yerine bir program uygulayarak adaylarımıza destek olacağız. Öğretmenlikte 10 yılını doldurmuş öğretmenlerimize uzman öğretmenlik imkanını getiriyoruz. Yüksek lisans yapmış öğretmenlerimiz ise sınavdan muaf tutulacaktır. Eğitimlerini tamamlayan ve yapılan sınavdan başarıyla geçen uzman öğretmenlerimiz hem 1 derece alacaklar hem de maaşlarında bin lira artış olacaktır.10 yıllık uzman öğretmenler eğitimlerini tamamlayıp sınavda başarılı oldukları takdirde başöğretmen unvanlıyla görev yapacaklar. Yine bu öğretmenlerimize ilave 1 derece verecek ayrıca maaşlarında da 2 bin lira artış yapacağız. 1. derecedeki öğretmenlerimizin ek göstergelerini 3600'e çıkarıyoruz. Ayrıca sözleşmeli öğretmen ile kadrolu öğretmen ayrımını da ortadan kaldırıyoruz. Mecburi hizmet hariç özlük hakları, atamalar başta olmak üzere sözleşmeli öğretmenlerimiz kadrolu öğretmenlerimizle aynı haklara sahip olacaklar. Bu tarihi reformun şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.’’
KAMUOYUNA KONU İLE İLGİLİ AÇIKLAMAMIZDIR
1.Öğretmenler en düşük memur maaşı alırken, ekonomik olarak enflesyonun altında ezilmişken olması gereken tüm öğretmenlere koşulsuz olarak herkese aynı miktarda seyyanen zam yapılmasıdır.Bu durum görmezlikten gelinemez.Tüm Öğretmenlere ve Eğitim çalışanlarına 3000tl seyyanen zam yapılması gerekmektedir.Bu durum öğretmenlere kariyer basamakları getirmekten daha önemlidir.
2.Bu kanun ile ironi bir durum olusmuştur,sınavla maaşına zam alacak tek meslek öğretmenlik mesleği olacaktır.Oda 10 yıllık hizmetten sonra girilecek sınavlarda başarılı olunursa.
3. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda öğretmenlik, özel bir ihtisas mesleği olarak tanımlanmıştır.Öğretmenlik mesleği uzmanlık mesleğidir tüm öğretmenler yasa da belirtildiği gibi uzmandır.Ayrı bir uzmanlık tanımlamasında ihtiyaç yoktur.
4.Öğretmnelik mesleği dayanışmayla ve işbirliği ile yapılır.Kariyer basamakları öğretmenler arası rekabeti getireceği gibi öğretmenler odasında; öğretmenler arasında ve öğrencilerin gözünde bir kast durumu(iyi,kötü,başarılı,başarısız öğretmen) ortaya çıkaracaktır.Ayrıca kariyer amaçlandığından öğrenci gelişimi ikinci plana itilecek öğretmen sadece kendi kariyer gelişimine odaklanacaktır.Bir başka durumda öğretmenler arası sınıflandırmanın iş barışını da bozacak olmasıdır.Öğretmenlik mesleği saygın bir meslek olup deneyimlerle gelişim gösterir.Sınavda başarısız olan fakat mesleğe yıllarını veren deneyimli öğretmenin verimi düşecektir.
5. Mesleğini 10-20 yıl icra etmiş öğretmene sınav uygulamak hakarettir. Hem üniversiteden hem de kpss sınavından geçmiş mesleğe yıllarını vermiş bir öğretmene sınav yapılması kabul edilemez.
5.İktidarın sözleşmeli öğretmenliği kaldırma gibi bir planı yoktur.Basında yazılanlar gerçekleri yansıtmamaktadır.Cumhurbaşkanı kadrolu-sözleşmeli öğretmenler arasındaki farklar ortadan kalkacak demiştir,Fakat ne bakan ne de cumhurbaşkanı sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılacağı konusunda net bir ifade kullanmamıştır.Sözleşmeli öğretmenlik kesinlikle kaldırılmalıdır.Tek bir istidam yapılmalı oda kadrolu öğretmen istihdamıdır.ilginç olanda sözleşmeli öğretmenliği getiren ve şimdi kadrolu-sözleşmeli arasındaki farklılıkları kaldıracağız diyen aynı iktidarın olmasıdır.
6.HAFIZAMIZI TAZELEYECEK OLURSAK HATIRLATMA YAPALIM:İktidar; en son 2018 yılı Şubat ayının sonunda, öğretmen performans değerlendirmesi yönetmeliğini açıklamıştı. Yönetmelik aday ve kadrolu öğretmenlerin, göstermelik olarak da idarecilerin performansının notlanmasına dayanıyordu. Öğretmenin değerlendirmesi; okul müdürü, zümre öğretmenleri, okuldaki tüm öğretmenler ve dersine girdiği öğrenciler ile velilerden alınacak. Bu birleşenlerin vereceği not ortalamasının büyük yüzdesi idarecilere dayandırılıyordu. Öğretmenlerin, bu performans sistemi içinde ayrıca dört senede bir yapılan merkezi sınava katılması zorunlu olacaktı.İşte yazımızın başında dediğimiz gibi kanun ile ilgili ayrıntıların derhal açıklanması gerekmektedir. ’’ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU’’ meclise getirilmeden önce koşulsuz olarak madde madde tüm ayrıntılarıyla birlikte kamuoyu ile paylaşılmalıdır.Örneğin ‘’KANUNDA PERFORMANS DAYATMASININ OLUP OLMADIĞI,KANUNDA ÖĞRETMEN BAŞARI KRİTERİNİN NE OLDUĞU KONUSUNDAKİ MUĞLAKLIK GİDERİLMELİDİR.’’
Öğretmenlik mesleği şirket yönetme anlayışına mahkum bırakılamaz.Bu onurlu meslek işbirliğiyle ve meslektaşların dayanışma ruhuyla yapılır. Kamuoyu ve kamu emekçileri bilmelidir ki TÖB SEN tüm hukuksuz ve anti demokratik uygulamaların karşısında olacaktır.
Kamuoyuna saygılarımızla…
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU
Bir şunu diyen bir yazı 'TÖB-SEN TÖB- TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI' görseli olabilir
 
 
 
 
 
 

ARTIK EKONOMİK KRİZ VE ENFLASYON ALTINDA EZİLMEK İSTEMİYORUZ!

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                              01.11.2021

 

ARTIK EKONOMİK KRİZ VE ENFLASYON ALTINDA EZİLMEK İSTEMİYORUZ!

Ülkemizdeki Ekonomik kriz ve enflasyon günden güne ağırlığını hissettirmekte,halk hayat pahalılığı altında ezilmektedir. İktidar,  krizi adeta görmezden gelerek önümüzdeki kara kışta sorumluluğu yurttaşa bırakıyor. Doların yükselişi, gıda fiyatlarındaki artış, benzin ve motorin ile doğalgaza, elektriğe yapılan zamlarda tek bir sorumluluk almayan iktidar topu hep başkasına atıyor. Ayrıca halktan alınan vergiler de halkın yararına kullanılmıyor.

Eğitimden sağlığa, ulaşımdan barınmaya kadar her alanda yandaşlara alan açılıyor. İktidara yakın vakıflara  yurtları ve şubeleri için bina tahsis ediliyor, kamudan milyonlarca lira para aktarılıyor. Barınma sorunu yaşayan halk çocukları sokakta kalırken bu vakıflara yardım adı altında destek sağlanıyor.

Hayat pahalılığını körükleyen zam yağmuru devam etmektedir. TÜİK verilerine göre bile sadece son bir yılda yumurta ve domates %70, tavuk eti %69, patates %58, ayçiçeği yağı %52, mercimek ve margarin %50, nohut %42, süt-peynir-yoğurt %35, ekmek %28, dana eti 25 zamlanmıştır.

Asgari ücret ve kamu emekçilerinin maaşları enflasyonun altında ezilirken ,yandaş konfederasyon ile toplu İş sözleşmesin de kamu emekçilerini kriz’in altında ezilmesini daha da derinleştirdiler. Kamu Emekçilerinin yoksullaşması  devam ediyor.Ocak 2021 itibari ile 4.046 TL olan en düşük kamu emekçisi maaşı Eylül 2021 itibari ile %4,5 artış ile 4.239 TL olmuştur. En düşük kamu emekçisi maaşı ile 2021 Ocak ayında 549 USD alınırken bugün  itibari ile alınan dolar 114 birim azalarak 435 dolara inmiştir.

 

KRİZİN FATURASINI HALK DEĞİL PATRONLAR ÖDESİN

Son bir yıl içinde pandeminin de etkisi  ile yoksul halk ve zengin kesimler arasındaki mevcut adaletsizliğin daha derinleştiği açıktır.Eğitime, sağlığa, yatırıma, istihdama yeterli pay ayrılamayan bütçede aslan payının en büyük ortağı yine sermayedir, büyük patronlardır,  bilinen yandaş müteahhitlerdir. Her yıl gittikçe artarak adeta bütçeyi yutan bir kara deliğe dönen vergi harcaması bunun en büyük ispatıdır.

Yap-işlet-devret modeliyle patronlara  yaptırılan işlere verilen garanti ödemelerle bu insanlar zengin edilirken halk yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. Dövizdeki artışın da etkisiyle 2021’de 31 milyar TL olan garanti ödemeleri 2022 için 42,5 milyar TL’ye çıktı. Örneğin Bu tutarla tüm ülkenin doğalgaz faturaları ödenebilirdi. Üçte ikisi özel sektöre ve bankalara ait 448.4 milyar dolarlık dış borç ve bu devasa borcun ağır sonuçları, bu borçta sorumluluğu olmayan halka ödetilmek istenmektedir. Bunu kabul etmiyoruz.

Bu ekonomik kriz artık iktidar için  bir karar aşamasıdır ve bugün alınacak karar şu olmalıdır. Kriz karşısında işçiler, kamu emekçileri, işsizler, gençler, kadınlar, emekliler, köylüler, yoksullar mı korunacak; yoksa krize yol açan şirketler, bankalar, patronlar mı korunacak? TÖB SEN olarak diyoruz ki krizin bedelini sömürülen ve ezilen  halkımız değil değil, krizi yaratanlar ödesin.

 

TALEPLERİMİZ:

1-0-6 yaş çocuklarımız için tüm kamu kurumlarında bir an önce ücretsiz kreş açılsın, Kreşlerin açılmaması durumunda aylık en az 1000 tl  kreş yardımı yapılsın.

2.Hükümet ve yandaş konfederasyon arasında yapılan ve kamuoyunda satış sözleşmesi olarak değerlendirilen Toplu İş Sözleşmesi iptal edilsin; İnsanca Yaşam için enflasyon karşısında eriyen maaşımız için en az %35 zam yapılsın

3.Tüm Kamu emekçilerinin maaşına seyyanen 800 tl zam yapılsın.

4.Lisans ve ön lisans mezunu tüm kamu çalışanlarının (polis, asker, din görevlisi, öğretmen vs.) ek göstergesi 3600’e çıkarılsın.

5.Vergi dilimi adaletsizliği kaldırılsın, Birinci vergi dilimi %15 ten % 8’e düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşlar ve ücretler birinci vergi diliminde sabitlensin, asgari ücretliler vergi dışı bırakılsın.

6.Geçsek de geçmesek de, hizmet alsak da almasak da otoyolların, köprülerin, şehir hastanelerinin müteahhitlerine verilen garanti para kesilsin, burada ki kaynak yoksul halka aktarılsın.

7. -Elektriğe, doğalgaza ve temel tüketim mallarına yapılan zamlar geri alınsın, fiyatlar sabitlensin, temel tüketim maddelerinden KDV sıfırlansın.

8.Asgari ücret insanca yaşam koşullarına göre iyileştirilsin. Asgari ücret En az 5000 tl olsun.

                                                                            TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI ADINA 

                                                                                ÖRGÜTLENME SEKRETERİ HİZAM HASIRCI

 


ÜYEMİZ AHMET KARAÇAY'IN VE ÖGRETMENLERİMİZIN YANINDAYIZ.

 

ÜYEMİZ AHMET KARAÇAY'IN VE ÖGRETMENLERİMİZIN YANINDAYIZ.
Üyemiz,değerli hocamız Ahmet Karaçay'ın okulunu ziyaret ettik.07.10.2021 tarihinde okulda gerçekleşen mafyavari okul basmasına karşı dik durduğu için yanında olduğumuzu belirttik.Ahmet Karaçay hocamız sendikamızın onurudur,yanındayız ve ona yönelik algı operasyonu bertaraf olacaktır.Konu ile ilgili okul idaresi ile yapılan görüşmeden sonra,okul öğretmenleri ile toplantı yapılmıştır.Ögretmenlerimizin hadiseyi dogru biçimde algılamaları ve sahiplenmeleri,yaratılan bilgi kirliliginin farkına varmaları egitim öğretim ortaminda olması gereken iyi bir örnektir.
TÖB SEN olarak
Girişimlerimiz olayın başlangıcindan bu yana devam etmekte olup sorumsuzca yapılan bu davranış ve açıklamaların peşini birakmayacagımızı,üyemizin ve ögretmenlerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiriz.Ayrıca bunun karşısında üyemiz adına tüm hukuksal haklarımızı kullanacağımızı bilinmesini istiyoruz.
Yaşasin TÖB SEN..

 


HATAY ANTAKYA’DA MESLEK LİSESİNE YAPILAN BASKIN’I ŞİDDETLE KINIYORUZ.

 
Hatay Antakya ilçesinde bulunan bir Meslek Lisesini basıp öğretmenlerle tartışan kendilerini Ülkü Ocakları'na mensup olduklarını belirten bir grubun bu eylemi kabul edilemez.Okulların güvenliğinin tartışıldığı bir dönemde üstelik öğretmenlere yönelik saldırıların arttığı bir dönemde başta İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere İlçe Milli Eğitim müdürlüğünün,kaymakamlık ve valiliğin kısaca tüm yetkililerin bu okul basma olayına karşı net bir tavır koymalarını bekliyor,göreve davet ediyoruz.
07.10.2021 Perşembe günü okula yönelik baskın şöyle gelişmiştir. Kendilerini Hatay ve Antakya ülkü ocakları teşkilatlarından geldiklerini söyleyen şahıslar okula arabalarla hızla giriş yaparak, mafyatik tavırlarla okula gelmiş “Okulda teşkilatında öğrencilerin olduğunu bu öğrencilere idare tarafından tutanak tutulduğunu belirterek teşkilatlarında bulunan öğrencilere yönelik tutanak tutulamayacağını ifade ederek bu tutanağı tutan idarecilerle görüşmek istediklerini belirtmişlerdir.Nöbetçi olan üyemiz okullarımızda bu tür teşkilatların ve teşkilat diye adlandırılacak yapılarda öğrencilerin bulunamayacağını öğrencilerin görevinin öğrencilik olduğunu belirtmesi üzerine üyemiz ile tartışmaya girmişlerdir.Üyemiz ile tartıştıkları sırada, söz konusu şahıslar öğrencilere yüksek sesle yanlarında durup sınıfa geçmemeleri konusunda direktifler vermiş, içeri zili çaldığında öğrencileri sınıflara geçirmeye çalışan nöbetçi öğretmenlere “şahıslardan biri burada sizin değil, benim sözüm geçer. Onlar ben ne dersem onu yaparlar.Sizi dinlemezler bizi dinlerler” şeklinde ifade kullanmıştır.
Üyemiz Milli Eğitim Bakanlığının pandemi döneminde okullarda hassasiyet gösterilmesi konusunda direktiflerini yerine getirmeye çalışmıştır.TÖB SEN olarak kim olursa olsun,hangi gurupta olursa olsun ,hangi siyasi teşkilattan olursa olsun Pandemi döneminde , öğrencilerimizin ve toplum sağlığının korunması amacıyla okul bahçelerine velilerin bile alınmadığı dönemde, okulla hiçbir ilgisi olmayan kişilerin biz şuyuz buyuz diyerek okulun içine girmelerini,okullarımızda kaos ortamı yaratmasını, okulda bulunan görevlilerin görevlerini yapmasını engellemesini, öğretmenlere yönelik saygısızlığı ve tehditkarlığı kabul etmediğimizi belirtir ve bu durumu şiddetle kınıyoruz.
Ayrıca olay sırasında emniyete haber verilmesi üzerine emniyet mensuplarının öğretmenlere şikayetiniz var mı? şeklinde soru sorulmuş olması bir talihsizliktir.Kamusal alana yapılan bu saldırı üstelik okul gibi hassas bir kuruma yapılmışsa bunu yapan fail durumuna düşer ve şikayet olmaksızın bu kamusal bir olay olması neticesinde emniyet mensupları direk müdahale eder.Burda şikayet aranmaz.
Bilinmesini isteriz ki bu okula yönelik yapılmış bu saldırıyı çete zihniyetiyle davranan kişilerden kaynaklı olduğu nettir.Bizler kim yaparsa yapsın siyasi yapısına bakmaksızın bu davranışların karşısındayız.Üyemizin okulu,idarecileri ve öğrencileri sahiplanmasini takdirle karşılıyoruz.Başka zaman veya başka yerde bu vakaların tekrar yaşanmaması için yetkililerin derhal bu olaya el atmasını istiyoruz.Olay savcılığa intikal etmiş olup yetkililerin bu konuda müdahil olmalarını talep ediyoruz.
TÖB SEN olarak bizler ;Okullarımızın bu tür olaylarla değil, akademik,kültürel,sosyal ve bilimsel çalışmalarla ilgili yaptıkları güzel çalışmalarla anılmasını istiyoruz, özellikle üretim ile anılan ve yaptığı işlerle Türkiyede bir isim haline gelen okulumuzun ismini yaptıkları çalışmalardan dolayı hassas davranarak vermiyoruz.Zaten yetkililer olaydan haberdardır.Okula yapılan baskını kınıyor, baskınla ilgili İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzü ve Valiliğimizi göreve davet ediyor, şiddet ile beslenen çete bu , mafya tarzı uygulamanın sorumluları hakkında nasıl bir işlem yapılacağı konusunda konunun takipçisi olduğumuzu belirtiriz.Ayrıca Eğitimci kimliğiyle şiddet’e karşı şiddete başvurmadan konuyu izah etmeye çalışan üyemizin davranışını bir kez daha takdir ettiğimizi belirterek yanında olduğumuzun belinmesini isteriz.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI(TÖB SEN)

MEB;ÖĞRETMENDEN PCR TESTİ ISTEMEDEN ÖNCE KENDİNE DÜŞENİ YAPMALIDIR

BASINA VE KAMUOYUNA
ÖĞRETMENDEN PCR TESTİ ISTEMEDEN ÖNCE MİLLİ EĞITIM BAKANLIĞI KENDİ GÖREVİNİ YERINE GETİRMELİDİR.Öncelikle belirtmek isteriz ki sendikamız TÖB SEN bilimin ışığında hareket eder ve aşı konusundada tavrı aşılanmadan yanadır. Fakat gelinen süreçte Pcr testi yapmayan öğretmenlere yönelik bakanlığın uygulamasını kabul etmiyoruz.
Bilindiği gibi 6 Eylül Pazartesi günü okullar açılmış ve eğitim öğretim süreci başlamıştı. Okulların açılması yaklaşık 1 ayı bulmuşken okulların eğitim öğretime uygun halde olmadığını somut biçimde görüyoruz. Başta okul ve sınıf ortamlarının hijyen olmadığı, lavaboların temizlenmediği, sağlıklı bir okul ortamı için uygun ekipmanların olmadığıni ve bunun için gerekli olan temizlik görevlisi atamalarının veya görevlendirmelerinin yapılmadıgını görüyoruz. Bütun bunların yanında sınıflarda öğrencilerden gelen vaka sayısının çok olduğu gerçeği de somut biçimde karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunlar varken bu sürecin sorumlusunun Pcr testi yapmayan veya aşısını yapmayan öğretmene bağlamak ve pcr testini vermeyen öğretmenin 04.10.2021 tarihinden itibaren derse alınmayacağı tehdidinde bulunmak yasal olmadığı gibi kabul edilecek bir çözüm yolu değildir.
YETKİLİLERDEN AŞAĞIDAKİ SORULARIN CEVAPLANDIRILMASINI İSTİYORUZ.
1.Okullarin genelinde temizlik görevlisi yoktur. Yeterli sayıda temizlik görevlisinin olmadığı bir okul ortamı eğitim öğretime hazır sayılır mı?
2.Sınıfları öğrencilere temizletmek soruna çare midir?
3.Özellikle liselerde 40 kişilik sınıflarda dersin işlenmesi Covid önlemlerine uygun mudur?
4.Seyreltilmiş sınıf uygulamasına neden gidilmemiştir?
5.Günde 8 saat ders gören öğrencilerin sürekli maske degiştirmesi gerekirken maske ve diğer ekipmanlar tahsis edilmiş midir?
6.Bir ayda yüzlerce sınıf vaka sayısından dolayı kapatılmıştır. Kamuoyu bilgilendirilmiş midir?
7.Valilik ve Milli Eğitim Bakanlığı vaka sayısı ile ilgili basına ve kamuoyuna neden veri sunmamaktadır?
PCR TESTİ YAPMAYAN ÖĞRETMENİ OKULA ALMAMAK HUKUKSUZLUK OLDUĞU GİBİ ÇÖZÜM DEĞİLDİR.Milli Eğitim Bakanlığı’nın, PCR yaptırmayan öğretmenlere baskı yapması kabul edilemez! Tüm yönetim kadrosu aşılı olan bir sendika olarak öğretmene yönelik bu uygulamayı kabul etmiyoruz!Milli Eğitim Bakanlığı'nın, İl Milli Eğitim Müdürleri aracılığıyla , PCR testi yaptırmayan öğretmenlerin okula ve sınıfa alınmaması ile ilgili Okul Müdürlerine baskı kurması öğretmen ve idarecileri karşı karşıya getirmiş ve okulda bir çatışma ortamı oluşturmuştur. Bu süreci, ben istedim siz de yapacaksınız, demek kişisel haklara aykırı bir durumdur. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Kaldı ki bir okul müdürünün işyerine gelen öğretmeni okula almama konusunda kanuni bir yetkisi yoktur. Bununla ilgili herhangi somut bir yazı yoktur.Durum bu haldeyken öğretmen hangi kanuni gerekçeyle sınıfa alınmayacaktır. Ayrıca öğretmenin sınıfa girişini engelleyen Okul İdarecisi, öğretmen okula gelmedi diye öğretmenin savunmasını isteyemezBir baska konu da ögretmeni engelleyerek öğrencilerin eğitim hakkını engellemiş oluyorsunuz.Buradan MEB'e sesleniyoruz: Bu sorun bu şekilde çözülemez. Ögretmenlerimize yönelik bu muameleyi kabul etmeyecegimizi bildirir AŞI olunması konusunda tavsiyemizle birlikte böyle bir muameleye uğrayan öğretmenlerimizin yanında olduğumuzu ve haklarını sonuna kadar savunacağımızı kamuoyu önünde ilan ederiz.
TÖB SEN YÜRÜTME KURULU

HALK ÇOCUKLARININ BARINMA HAKKI ENGELLENEMEZ.

HALK ÇOCUKLARININ BARINMA HAKKI ENGELLENEMEZ.
Yüz yüze eğitimin yeniden başlamasıyla beraber üniversite öğrencilerinin barınma sorunu ortaya çıktı.Barınma sorununundan bahsetmek bir yana basına öyle bir sorunun olmadığını iddia eden devlet, öğrencilerin kalacağı yer konusunda hiçbir adım atmış değildir.İktidar yeterli yurt yapmayarak öğrencileri tarikat-cemaat yurtlarına mecbur bırakmakla birlikte fahiş miktarda kira ödemeye mahkum etmektedir. Üniversite öğrencilerinin sadece yüzde 10’u Kredi ve Yurtlar Kurumunun (KYK) yurtlarında kalabilmektedire. İktidar plansız biçimde her ilde üniversite kurarken buna karşın barınma sorununu ortadan kaldıracak bir girişimde bulunmamıştır.Bunların gerçek sebepleri araştırıldığında yurt’ların yapılmadığı illerde öğrencilerin cemaat/tarikat yurtlarına ve dini vakıf yurtlarına mahkum edildikleri görülebilir.
Çocuğunun üniversiteyi kazanmasına sevinen aileler, başka illerde olan çocuklarının nasıl ve hangi koşullarda öğrenim göreceği konusunda kaygılı bir bekleyiş içerisindeler.Yurt çıkmadığı için neredeyse bütün şehirlerde çok yüksek olan konut kiralarını karşılamakta güçlük çeken öğrenciler; eğitimlerini terk etmek durumuyla karşı karşıya kalmışlardır.
Geldiğimiz noktada, birçok gencimiz ev ve öğrenci yurdu bulamadığı için kayıtlarını dondurmakta, hatta sokakta çaresizce yetkililerin bir çözüm bulmasını beklemektedir. Sokakta kalmak zorunda kalıp tepki gösteren gençlerin yasal haklarını bile kullanmalarına tahammül edemeyen AKP hükümeti kolluk kuvvetlerine müdahale emri vermekten de geri kalmamaktadır.
Bir genç için çaresizlik tarifi olmayan bir duygudur. Asgari ücret ile çalışan bir ailenin çocuğunun 1000 liraya 1500 liraya ev tutma ya da yurtta kalma imkanı yoktur. Bu çaresizliğin çözümünü sağlayacak olan mevcut iktidardır. Durumu olmayanı okumamaya iten bir hükümet, insan haklarını ve insanın en temel hakarından olan eğitim hakkını,ihlal ediyor demektir.
Gençler bu ülkenin geleceği ve teminatıdır.
Siyasi iktidara açık çağımızdır!
Bir an önce yüksek kira fiyatları ve yetersiz öğrenci yurdu problemine çözüm bulunmalıdır.
KYK yurtları kontenjanları yeniden düzenlenmelidir.
Yurtlarda kalacak öğrencilerin belirlenmesinde torpilden ,siyasi kayırmacılıktan vazgeçilmelidir.
Vatandaşa farklı kira bedeli, öğrenciye farklı kira bedeli biçen mülk sahipleri denetlenmeli ve cezalandırılmalıdır.
Fırsatçılık ve enflasyon, eğitimi ve barınma hakkını engelleyemez!
Acilen yurt kapasiteleri artırılmalı, öğrenci evlerine destek programları sağlanmalı, kira ve apart fiyatları denetlenmeli, düzene sokulmalıdır.
Bunların hiçbiri yapılmıyorsa öğrencilere kira bursu sağlanmalıdır.Bu hükümetin bir lütfu değil zorunlu bir görevidir.
Üniversite yurtları kamusal bir hizmettir; kar-zarar mantığı çerçevesinde hareket edilmemelidir.
TÖB SEN olarak belirtmek isteriz ki üniversitedeki kadrolaşma gibi üniversiteleri şirketleştiren , yoksul ve emekçi aileleri çocuklarını eğitim dışına iten politikalar siyasi iktidarın bilinçli tercihidir.
TÖB SEN olarak halkımıza ve eğitim emekçilerine çağrımız bilimsel,laik, parasız ve halk için eğitim mücadelemizde bize destek vermeleridir.
Yaşasın;Bilimsel,Parasız,Laik ve halk için Eğitim!
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU ADINA
GENEL BAŞKAN DENİZ EZER
 
 

MUŞ BULANIK İŞYERİ GEZİLERİ.



5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ ETKİNLİĞİMİZ

5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE TÖB SEN OLARAK YAPACAĞIMIZ ETKİNLİĞİMİZE ÜYELERİMİZİ, HALKIMIZI,DOSTLARIMIZI,ÖZELDE VE KAMUDA ÇALIŞAN,ATAMASI YAPILMAYAN TÜM EĞİTİM EMEKÇİLERİNİ SÜMERLER AMFİ TİYATROSUNA BEKLİYORUZ.
iletişim:05365003127
 

 


DÖRTYOL YENİ YURT MERKEZ CAMİ İMAMI DERHAL GÖREVDEN ALINMALIDIR.

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                                                      14.07.2021

DÖRTYOL YENİ YURT MERKEZ CAMİ İMAMI DERHAL GÖREVDEN ALINMALIDIR.

Geçtiğimiz günlerde Hatay'ın Dörtyol ilçesindeki Yeni Yurt Merkez Camisi'nde cami imamı olduğu iddia edilen kişinin,  Kuran kursuna katılan çocuğu arkadaşlarının gözü önünde feci şekilde darbettiği anlar kameraya yansımış ve kamuoyunda tepki ile karşılanmıştı.Öncelikle bilinmesini isteriz ki bu şiddeti uygulayan kişi hakkında yürütülen soruşturmanın takipçisi olacağız.

Çocukları koruma konusunda sürekli açıklamalarda bulunan Diyanet İşleri Başkanlığının bu konudaki samimiyetini artık ortaya koyması gerektiğini düşünüyoruz.Kurstaki bir başka öğrenci tarafından kaydedilen görünütülerde, imamın öğrenciye tokatlar attığı daha sonrada havaya kaldırıp yere fırlattığı bir şiddet olayının kabul edilecek bir açıklaması asla olamaz.

Öte yandan Söz konusu cami imamının daha önce defalarca kez şikayet edildiği ancak hiçbir şekilde soruşturma açılmadığı iddası olayın başka bir vahim yönünü göstermektedir.Bu şiddet olayı kameralara yansımamış olsaydı defalarca hakkında şikayette bulunulan bir imam bunları yapmaya devam edecekti,bu olaydada ceza almaması durumunda bunlaraı elbette yapmaya devam edecektir.

Çocuğuna darp raporu alan baba Adem G., de Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu,Savcılık da iddialar üzerine adli soruşturma başlattığını biliyoruz.Bunun yanında idari soruşturmanın da açıldığı duyumunu aldık TÖB SEN olarak bu süreçleri takip edip kamuoyuyla paylaşacağımızın bilinmesini istiyoruz.

MEB VE DİN İŞLERİ BAŞKANLIĞI BİLMELİDİR Kİ !

Ne yazık ki Dörtyol da yaşanan şiddet görüntülerine benzer görüntülere  sürekli tanıklık etmekteyiz. Kuran kursları adı altında çocuklara din eğitimi verildiği iddia edilen bu yerlerin denetimi yapılmadığı gibi bu konuda , iyimser bir tablo çizmek maalesef ki çok zor. Hatırlanacak olursa; 2016 yılında Süleymancılar adı ile anılan cemaate ait Adana Aladağ kız öğrenci yurdunda çıkan yangında 11 öğrenci yaşamını yitirmişti. Yine Karaman'da bulunan Ensar vakfına ait erkek Kuran Kursu yurdunda 9-10 yaş arası erkek çocuklar kurstaki öğretmen tarafından istismar edilmişti. Geçen yıl  Eylül ayında yine kameralara yansıyan Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesindeki Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Bedirefendi Kur’an kursunda çekildiği belirtilen görüntülerde Kur’an kursunda yatılı kalan çocuğa bir kişinin şiddet uyguladığı ortaya çıkmıştı. Çocuğun acı çekmesine ve ağlamasına aldırmayan kişi, elindeki terlikle küçük çocuğa vuruyordu.Bu olaylar Türkiye'de çocuklara yönelik yaşatılan şiddet ve istismar suçlarından sadece bir kaçı.

Çocukların yaşadığı fiziksel ve psikolojik şiddet vakalarında sorumluların bir an önce bulunabilmesi mümkün iken sadece soruşturma başlatılmıştır denilmesi maalesef orantısız ve yetersiz bir yargı işleyişi olmakta ve çocuğun üstün yararını korumayı sağlamamaktadır.

 TÖB SEN OLARAK YAŞANANLARLA İLGİLİ AŞAĞIDA YAPTIĞIMIZ TESPİTLER DEVAM ETTİĞİ SÜRECE BU TÜR DURUMLARIN YAŞANMAYA DEVAM EDECEĞİNİN KANAATİNDEYİZ.

1.Kuran kurslarında bulunan 'eğitimcilerin' hangi kriterlere göre din eğitimi verdikleri belli değildir.Bir standartlık yoktur.

2.Çocukların eğitimlerinin; uzman, pedagojik eğitim almış, ruh ve beden sağlığı yerinde kişilerce verilmesi gerekirken;maalesef eğitimcinin cami imamı olması eğitim verebilmesi için yeterli görülmektedir.

3.Türkiye'de bulunan kuran kurslarının denetimleri şikayet olmadığı sürece sadece Diyanet İşleri Bakanlığı tarafından yapılıyor.Diyanet işleri Başkanlığının da  temel aldığı kriter imam’ın  bağlı olduğu  cemaat ,siyasi görüş,ideolojik referans ve mezhepsel aidiyetlik.

4.Çocukların eğitiminden birinci derece sorumlu olan, Milli Eğitim Bakanlığı , denetimlerde bulunmuyor ve mümkün olduğunca müdahil olmuyor.

5.Ne Diyanetin ne de Milli Eğitim Bakanlığının ;Bu tarz yani istismar vakalarının  çocukların duygusal ve sosyal gelişimi için oluşturabileceği sorunlara dair bir çalışması yok.Göstermelik ifadelerle açıklama yapılıyor.

6.Kaçak açılan kuran kursları başta olmak üzere,kurslarda ve cemaat yurtlarında yaşananlarla ilgili bağımsız hazırlanan bir çalışma raporu yok ancak yaşanan vakalar üzerinden yorum yapabiliyoruz.

7. Şiddete maruz kalan çocuğa/çocuklara psiko sosyal destek sunmak yerine daha çok dini referanslı konuşmalarla çocuklar sözde rehabilite ediliyor.Hatta Türkiyede hiçbir bilimsel geçerliliği olmayan ‘’Manevi Rehberlik’’ kadrosu açılmıştır.

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI YÜRÜTME KURULU

 


SAMANDAĞ TOMRUKSUYU MAHALLESİ VELİ VE ÖĞRENCİLERİ MAĞDUR EDİLMİŞTİR.

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                      09.07.2021

TOMRUKSUYU MAHALLESİ VELİ VE ÖĞRENCİLERİ MAĞDUR EDİLMİŞTİR.

Samandağ ilçesi TOMRUKSUYU MAHALLESİNDE yaşayan çocuklarımıza adrese dayalı okullar konusunda yaşatılanlar tam bir skandal’dır.

Hepimizin bildiği gibi Yerel yerleştirme(Adrese dayalı ) işlemleri okulların türü, kontenjanı ve konumuna göre il/ilçe millî eğitim müdürlüklerince oluşturulan ortaöğretim kayıt alanlarındaki okullara sırasıyla öğrencilerin ikamet adresleri ve okul başarı puanının üstünlüğü kriterlerine göre yapılır. Yani sisteme göre adrese dayalı okulları ve tercih bölgelerini İl/ilçe Müdürlükleri belirliyor.

Tomruksuyu Ortaokulunda okuyan ve LGS’ye giren  8.sınıf öğrencilileri ve velileri yerel yerleştirme için yani adrese dayalı tercih yapmaları için tercih ekranını açtıklarında şok bir durumla karşı karşıya kalmışlardır.Yıllardır abileri ve ablalarının gittikleri ve mahalleye en yakın olan iki Lise tercih ekranında adrese dayalı 1. Okul tercih bölgesi olarak gösterilmemiştir.Tomruksuyu Mahallesine  uzak iki Lise Samandağ Tekebaşı Eczacı Maruf Cilli Anadolu Lisesi ve Yüksel Acun Anadolu Lisesi tercih alanı olarak tercih ekranında görülmüş Tomruksuyu Mahallesinin yanı başında olan Karaçay Bedi Sabuncu Anadolu Lisesi ve Kuşalanı Anadolu Lisesi ekranda görülmemektedir.

Ortaöğretim kayıt alanları il/ilçe millî eğitim müdürlüklerince oluşturulur.il Milli Eğitim Müdürlüğünce oluşturulan kayıt alanlarının neye göre oluşturulduğu konusunda herhangi bir açıklama olmasa da iyimser yaklaşacak olursak özensiz ve savruk çalışan öğrenciyi,veliyi önemsemeyen bir çalışma yöntemiyle yapıldığı kesindir.

 SORUYORUZ;

1. Öğrenci ve velilerimizi maddi-manevi etkileyen bu kararın sorumlusu kimdir?

2.Bu mağduriyetin sorumluları hakkında soruşturma açılmış mıdır?

TÖB SEN olarak konunun takipçisi olacağımızı ve gerekirse konuyu yargıya taşıyacağımızı  kamuoyuna ilan ederiz.

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU


2020-2021 eğitim öğretim yılı değerlendirmesi(LİNKİ TIKLAYINIZ)


HAZİRANDA ÖLMEK ZOR ETKİNLİĞİMİZ

"HAZİRANDA ÖLMEK ZOR"adlı "USTA"ları anma etkinliğimize katılım gösteren CHP Defne ilçe bşk.yardımcısı Özgür ŞAHUTOĞLU'NA , gazeteci dostumuz Levent AŞKAR'a ,Müzisyen dostlarımız Hasan BAKLACI-Hüseyin BAKLACI-İlker KARAALİ'ye ve emek veren bütün dostlarımıza teşekkür ederiz.


GEZİ DİRENİŞİNİ 8.YILINDA SELAMLIYORUZ.

GEZİ DİRENİŞİNİ 8.YILINDA SELAMLIYORUZ.
2013'te İstanbul'daki Gezi Parkı'na Topçu Kışlası'nı yeniden yapmak için başlayan inşaat çalışmalarını protesto etmek amacıyla düzenlenen ve daha sonra Türkiye'nin birçok noktasına yayılan eylemlerin 8. yıldönümü.
Gezi olayları sırasında Mehmet İSTİF ,Abdullah CÖMERT ,Berkin ELVAN, Ali İsmail KORKMAZ, Ahmet ATAKAN, Ethem SARISÜLÜK, Mehmet AYVALITAŞ, Medeni YILDIRIM ve Hasan Ferit GEDİK hayatını kaybetti. Türk Tabipleri Birliği’nin açıklamasına göre, tazyikli su, yakın mesafeden biber gazı atışları ve plastik mermiden dolayı 7478 kişi yaralandı.
Türkiye tarihinin en büyük halk hareketlerinden birisi olarak siyasal mücadele tarihindeki yerini alan Gezi Direnişi’nin üzerinden 8 yıl geçti. Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş ölçüde geniş halk kesimlerini seferber eden direnişinin yarattığı ve hepimize yaşattığı değerler uğruna yaşamını yitiren  Abdullah CÖMERT ,Berkin ELVAN, Ali İsmail KORKMAZ, Ahmet ATAKAN, Ethem SARISÜLÜK, Mehmet AYVALITAŞ, Mehmet İSTİF,Medeni YILDIRIM ve Hasan Ferit GEDİK direnişin 8. yıl dönümünde bir kez daha saygıyla anıyoruz.
Türkiye’nin demokrasi mücadelesi tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş kitlesellik ve yaygınlıkta yaşanan ve 5 milyona yakın insanın aktif olarak katıldığı Gezi Direnişi’nin  aradan geçen 8 yıla rağmen hatırlanmakta ve hafızalarımızdaki tazeliğini korumaktadır. Türkiye’de ekonomik, toplumsal, siyasal alanda yaşanan sorunların arttığı, iktidarın emek ve demokrasi güçlerine karşı çok yönlü olarak saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde Gezi Direnişi’ni yeniden hatırlamak önemlidir.
Gezi Direnişi’nin 8. yılını geride bıraktığımız bu günlerde, meydanlarda korku duvarını aşarak, birbiriyle dayanışma içinde direnmenin ve kazanmanın tadına varmış olan, bu uğurda evlatlarını yitiren Türkiye halklarının demokrasi, barış ve kardeşlik taleplerindeki ısrarı ve mücadelesini kesintisiz bir şekilde kararlılıkla sürdürmekten başka çıkar yol görünmemektedir.
TÖB SEN olarak Gezi Direnişi’nin 8.yılını SELAMLıYORUZ.

ÇORUM KATLİAMINI UNUTMADIK

Yitirdiğimiz canların önünde saygıyla eğiliyor, eşit, özgür, laik, demokratik ve barış içinde bir yaşam için mücadelemizi kararlıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.


TÖB SEN'NE ÜYE OLALIM


NEDEN 3600 EK GÖSTERGE?


GÜVENLİK SORUŞTURMASI ?


BAŞSAĞLIĞI

Canlı ders esnasında beyin kanaması geçirip hayatını kaybeden öğretmen Esra KARAMAN'a rahmet,kederli ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileriz.


Kabul edilemez!

Bu görüntüler koronadan vefat eden eğitimcilere ve yakınlarına , pandemi vakaları artınca karantinalarla okulundan ayrı kalan öğrencilerimize onların velilerine , zor şartlarda öğretmenlik yapan meslektaşlarımıza,sağlık çalışanlarına, esnafa, sanatçıya, yakınlarını törensiz defnetmek zorunda kalanlara, işsizlikten intihar edenlerin ailelerine, özetle hepimize hakarettir.TÖB-SEN olarak bu görüntüleri kabul etmiyoruz .


EKYS 'YE GİRECEK ÜYELERİMİZE KİTAP HAZIRLADIK


Meb yönetici atama ve görevlendirme sınavı başvurusu başlamıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici Atama ve Görevlendirme Sınav Başvurusu başlamıştır.

Başvuru tarihi 5-11 Şubat 2021 tarihleri arasındadır.

Sınav klavuzu aşağıdadır.

kilavuz05022021_88115.pdf

Yönetmelik ;

yonetmelik_07646.pdf


HATAY'DA HALKIMIZLA ORTAKLAŞTIRDIĞIMIZ FEN LİSESİ KAMPANYAMIZ

Defne ve Samandağ İlçemizde Fen Lisesi talebimiz devam ediyor.


GENEL KURUL İLANI.(İLAN TARİHİ:09.10.2020)

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ  SENDİKASI (TÖB SEN) GENEL MERKEZİ

 

1. OLAĞAN GENEL KURUL İLANI

Sendikamız Genel Merkezi 1. Olağan Genel Kurul toplantısı  18.12.2020 Cuma günü saat 09.00-17.00 arasında Genel Merkezimizin salonunda  (Güllübahçe Mahallesi Saray Caddesi Sakarya İşhanı NO:13:/6 Antakya/HATAY), aşağıda belirlenen gündemle yapılacaktır.

Çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci toplantı  19.12.2020 Cumartesi günü çoğunluk aranmaksızın aynı saatte ve aynı adreste yapılacaktır.

 

   GÜNDEM:

   1 - Yoklama ve açılış

   2 - Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunması,

   3 - Divan seçimi,

   4 - Divan Başkanınca gündemin okunması ve oylanması,

   5 - Seçim şeklinin belirlenmesi,

   6 - Yönetim Kurulu faaliyet raporunun okunması,

   7 - Denetleme Kurulu raporunun okunması,

   8 - Yönetim ve denetim kurulu raporlarının ibrası,

   9 – Genel Merkez Yönetim, denetim, disiplin kurulu asil  ve yedek üyeleri ile üst kurul      delegelerinin seçimi

  10 - Dilek ve temenniler, kapanış.

 

 

 

 


GEÇMİŞ OLSUN İZMİR

Acımız bir,yaramız bir..Yüreğimiz göçük altında..Töb sen olarak izmir'imizde ve depremi hisseden diğer illerimizde yaşayan;halkımıza,dostlarımıza ve üyelerimize geçmiş olsun diyor,yaşamını kaybedenlere rahmet diliyoruz...Acınız acımızdır..#izmir

 


VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI

SENDİKAMIZ KURUCU ÜYESİ ÖRGÜTLENME SEKRETERİMİZ HİZAM HASIRCI'NIN BABASI FERAÇ AMCAMIZI KAYBETTİK,ÇOK ÜZGÜNÜZ..
TAZİYE TEL:05365003127
SABIR VE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ..



MEZHEPÇİLİK YAPAN ORTAOKULU MÜDÜRÜ ALİ MAZI GÖREVDEN ALINSIN.

 

 

 

OKULUNDA MEZHEPÇİLİK YAPAN KONUK HORLAK ORTAOKUL MÜDÜRÜ ALİ MAZI GÖREVDEN ALINSIN.

Değerli Basın Emekçileri ,

Reyhanlı Konuk Horlak Ortaokulu Müdürü Ali Mazı Kırıkhan ilçesinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapmakta iken daha önceden  öğretmen olarak görev yaptığı Konuk Horlak Ortaokuluna 2021 yılında  torpille görevlendirme yoluyla Müdür olarak dönmüştür.Söz konusu şahıs 2022 yılında da okula Müdür olarak atanmıştır.Torpille diyoruz çünkü söz konusu Müdür ve Hizmetlisi öğretmen ve velilere her fırsatta arkamda  AKP Milletvekilleri  var bize bir şey olmaz şeklinde tehdit ifadeleride kullanmaktadır.Hatta AKP Milletvekilleri ile çekildiği ve sosyal medyada paylaştığı resimleri göstererek arkamız sağlam bize bir şey olmaz gibi  söylemler içinde olmuşlardır. Öyleki okulun hizmetlisi Ahmet Gessemoğlu okul öğretmenlerine emir yağdırarak bunu yapın,bunu yapmayın şeklinde direktiflerde bulunmakta,Hizmetlinin eşi S.G okul öğretmenine ‘’terliğini çıkarıp göstererek bu terliği nasıl atıyorsam senide atacağız’’, ‘’Seve seve bu okuldan gideceksin, gerizekalı’’ ‘’burada son yılın’’,sen Müslüman değilsin gayri müslimsin’’ gibi tehdit ve hakaretlerde bulunmuştur.Yine okul hizmetlisi Ahmet Gessemoğlu veli toplantısında velilerin önünde öğretmen Vildan Sultanoğlu’na ‘’bugün okuldan çıkmayacaksın,seve seve bu okuldan gideceksin,seni hergün dövdürecem’’ şeklinde tehdit ve hakaretlerde bulunmuştur.Bu konuda öğretmenimizin Reyhanlı İlçe Jandarma’da verdiği ifade ve şikayet tutanağı mevcuttur.

Bir okul müdürü mezhepçi olamaz.Bir okul müdürü öğretmenleri içkici,alevi,şucu bucu gibi fişleyemez. Eğitim Kurumu İdareciliği  farklılıklara saygı kavramını öğretmen ve öğrencilere aşılatarak eğitim öğretim sürecini işletir. Müdür veya başka bir statüde olan herhangi bir insan kin ve nefret dilini kullanıyorsa suç işlemiş sayılır. Mezhebi, inancı dini ne olursa olsun,hristyan,Müslüman,Yahudi,Alevi Sünni,Caferi..Hiçbir zaman bir insan kendi inancı gibi inanmayanlara hakaret etmemeli,neden inanıyorsun dememelidir. Bu anadolunun tarihsel  yaşam kültürüdür.

Reyhanlı Konuk Horlak Ortaokulu Müdürü ALİ Mazi ve Okul Hizmetlisi Ahmet GESSEMOĞLU(Şaşar) Okulda 12 yıldır görev yapan veli ve öğrenciler tarafından sevilen Okul Beden Eğitimi Öğretmeni Vildan Sultanoğlu hakkında alevi olmasına atıfta bulunarak okul velilerine bu Müslüman değil şeklinde insan’a yakışmayacak söylemlerde bulunmuştur.Hatta Okul Müdürü ve hizmetlisi  okulda görev yapan diğer  öğretmenlere Alevi Öğretmenleri kastederek bu gayri Müslimlerle konuşmayın sizi bozmasınlar şeklinde gayri ahlaki söylemlerde  bulunmuştur.Okul Müdürüne öğretmen ve veliler bu konudaki rahatsızlıklarını defalarca söylemelerine rağmen okul müdürü Hizmetli ve eşi için onlar halk bir şey yapamam şeklinde sürekli geçiştirmeye çalışmıştır.Okul Müdürü Olaylar 1.5 yıldır devam ederken öğretmenleri dinlemek yerine konuyu sürekli hizmetliden öğrenmeyi tercih etmiştir.Olay günü öğretmenimizi savunan veliye yönelik fiziksel saldırıda bulunan hizmetli eşinede hiçbir söz söylememiş ve olayı yatıştırmak yerine taraf tutmuştur.

Konu ile ilgili okuldan birkaç öğretmen daha önce Reyhanlı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne şikayet dilekçesi vermiş bu konuda soruşturma devam etmektedir.Fakat ancak ülkemizde olabilecek bir komedi ile karşı karşıya kalınmış okulunda böyle bir iletişim yöntemini seçen sözde Okul Müdürü’ne iletişim semineri vermesi için görevlendirme yapılmıştır.

TCK’nın 216. maddesinde düzenlenen ve kamu düzenini, toplum huzurunu/barışını himaye eden, esas itibariyle nefret söylemini sınırlandırmayı hedefleyen Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etmek suçu; halkı, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik edilmesini cezalandırmaktadır.

Buradan sayın Hatay valisine, İl ve  İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne sesleniyoruz.Mezhepçi ve ayırımcı idarecilere yönelik yaptırımınız olacak mı?

Buradan AKP Milletvekillerine ve ilçe yönetimlerine  sesleniyoruz. Konuyla ilgili bir açıklama yapmamanız durumunda mezhepçiliğe göz yummuş olacaksınız.Sizleri kullanan bu okul müdürü ve hizmetlisinin nefret ve mezhepçi yaklaşımlarına karşı söyleminiz ve yaptırımınız ne olacaktır?

MAHALLE HALKINA VE VELİLERE TEŞEKKÜR EDİYORUZ.

12 yıldır aynı okulda görev yapan üyemiz Vildan Sultanoğlu’nu sahiplenen ve sağduyulu davranan velilere ve mahalle halkına teşekkür ediyoruz.Bir arada yaşama kültürüyle övündüğümüz Hatay’ımızda bu tür söz ve davranışları hiçbir kesimin kabul etmeyeceğini de biliyoruz. Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası olarak her inanca,kimliğe ve yaşam kültürüne saygı duydumuzu belirtir ,ülkemizin bir arada yaşama kültürüne daha çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde bu tür saldırıların karşısında olacağımızı belirtmek isteriz.Ayrıca Okul Müdürü Ali Mazı’nın görevden alınmasını Hizmetli’nin adaeta hükümdarlık kurmuş olduğu okuldan başka okula gönderilmesini talep ediyoruz.Konunun takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz.

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI(TÖBSEN) YÜRÜTME KURULU ADINA

YÜRÜTME KURULU BAŞKANI DENİZ EZER

TÖB SEN 1 MAYIS'TA ALANLARDAYDI

BİR ÖĞRETMENİN NEFRET DİLİ KABUL EDİLEMEZ,DERHAL CEZALANDIRILMALDIR.

 

Öğretmenlik mesleği sadece eğitim, öğretim sürecinde edinilen bilgileri sınıfta öğrencilere aktarmak değil, aynı zamanda her çocuk değerlidir anlayışı ve koşulsuz kabul ilkesiyle öğrencilere sevgi ve farklılıklara saygı aşılatarak eğitim öğretim sürecini işletir.

Öğretmen aynı zamanda  rol modeldir.Öğrencilerin kişiliğini, hayata ve insana bakış açısını da şekillendirmektedir; dolayısıyla çocuklarımızın ve gençlerimizin dinamik, açık fikirli, üretken,birbirine saygı duyan, aynı zamanda da sorumlu fertler olarak yetiştirilmesinde öğretmene büyük sorumluluklar düşmektedir.Öğretmen mezhepçi olamaz,öğrencilerinin ve  insanların inançlarına hakaret edemez.Mezhebi,inancı dini ne olursa olsun,hristyan,Müslüman,Yahudi,Alevi Sünni,Caferi..Hiçbir zaman bir insan kendi inancı gibi inanmayanlara hakaret etmemeli,neden inanıyorsun dememelidir.Bu anadolunun tarihsel  yaşam kültürüdür.

Maalesef HATAY/Altınözü ilçesinde kabul edemeyeceğimiz bizi üzen bir gelişme olmuştur.Altınözü Sultan Abdülhamit Han Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde görev yapan sözleşmeli öğretmen B.K öğretmenlik sıfatına yakışmayacak ve kabul edilmeyecek bir eylemde bulunmuştur.Söz konusu okulda Müzik Öğretmeni olan B.K sınıftaki öğrencilere önce ‘’Aranızda Hristyan var mı?’’ şeklinde soru sormuş,bu sorunun arkasındada ‘’Peki aranızda Alevi var mı?’’ şeklinde başka bir soru sormuştur.Sınıfta iki Alevi öğrencinin el kaldırması üzerine B.K sınıfa dönerek Bunların inançları farklı,bunlar ‘’Mum Söndü’’ yaparlar demiş,daha sonra da Alevi  öğrencilere hadi anlatın nasıl yapıyorsunuz?şeklinde de soru sormuştur.Bırakın öğretmenliğe,insan olmaya yakışmayacak bir söylemde bulunan bu öğretmenin davranışı kabul edilecek veya geçiştirilecek bir davranış değildir.

Öğretmen diyemeyeceğimiz B.K’nın bu sözlerine maruz kalan öğrenciler duruma çok üzülmüş,içerlemiş,psikolojik olarak etkilenmişlerdir. Öğrencilerin yaşananları velilerine aktarmaları üzerine öğrenci velileri,duyarlı köy halkı,muhtar ile birlikte okula gitmiş ve B.K’yi şikayet etmişlerdir.Gelinen noktada  İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından söz konusu şahsa soruşturma açılmış 16.02.2022 tarihinde soruşturma gereği açığa alındığı tarafına tebliğ edilmiştir.Bu sürece Okul idaresinin ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün el koyup soruşturma başlatılması bizi sevdirse de konunun takipçisi olacağımızı belirtmek istiyoruz.Bu nefret dilinin cezalandırılması gerektiğini bunun münferit bir olay veya dil sürçmesi gibi kabul edilmemesi gerektiğini belirtmek isteriz.Bu tür söylemlerin cezasız bırakılması bir arada yaşama kültürünü bozacağı gibi,vicdanları da yaralar.

AYIRIMCILIĞIN HER TÜRLÜSÜNE KARŞI BİRLİKTE YAŞAMI SAVUNUYORUZ.

Bir arada yaşama kültürüyle övündüğümüz Hatay’ımızda bu tür söz ve davranışları hiçbir kesimin kabul etmeyeceğini de biliyoruz.Ayrıca bu tür eylemleri Öğretmenlik mesleğine ihanet olarak kabul etmekteyiz.İnanç özeldir ve her inanç sistemi saygıyı hak eder.Mum söndü şeklindeki saldırı ve iftira insanlık onurunu ayaklar altına alan insanlık dışı bir zihniyetin ürünüdür.Bizler Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası olarak her inanca,kimliğe ve yaşam kültürüne saygı duydumuzu belirtir ,ülkemizin bir arada yaşama kültürüne daha çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde bu tür saldırıların karşısında olacağımızı belirtmek isteriz.Ayrıca B.K hakkında açılan soruşturmanın sonuçlanana kadar takipçisi olduğumuzu,bu saldırıya  maruz kalan öğrencilere yönelik oluşabilecek baskı karşısında sessiz kalmayacağımızı kamuoyu tarafından bilinmesini istiyoruz.

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI ADINA

MERKEZ YÜRÜTME KURULU BAŞKANI DENİZ EZER

 

SÖMÜRÜYE,ŞİDDETE,YOKSULLUĞA DİRENEN KADINLARA SELAM OLSUN!

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                                                             08.03.2022

 

Selam olsun 8 Mart’ı direnişlerinde yaşatan yiğit kadınlarımıza!

Selam olsun yarınların özgür ve adil günlerinin müjdecisi kadınlarımıza!

Tarlada, evde, okulda, fabrikada emeği sömürülen; yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe mahkûm edilen emekçi kadınlara; Türkiye’nin dört bir yanında direnen tüm işçi, emekçi kardeşlerimize selam olsun!

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, emeğimizi sömüren düzene karşı direnişimizin sembolüdür.

1910 yılında Danimarka’da düzenlenen “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda Clara Zetkin, Rosa Luxemburg ve arkadaşları, her yıl uluslararası bir Kadınlar Günü düzenlenmesi önerisini getirmiş ve bu öneri oy birliği ile kabul edilmiştir.

8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak belirlenmesi tesadüf değildir.

8 Mart 1857’de New York’ta 40 bin dokuma işçisi; çalışma saatlerinin kısaltılması, insanca yaşam koşulları, daha iyi bir ücret için greve gider. Polisin işçilere saldırması, işçilerin kendilerini fabrikaya kilitlemesi ve ardından çıkan yangında 129 dokuma işçisi kadın diri diri yanarak yaşamını yitirmiştir.

8 Mart 1908’de yine New York şehrinde kadın işçilerin öncülüğünde sendikal haklar, daha kısa mesai süreleri, daha yüksek ücret, kadınlara oy hakkı talepleriyle bir miting düzenlenmiştir.

Bunların yanında Rusya’da 1917 Şubat devriminin aslında 8 Mart’ta “ Ekmek ve Barış istiyoruz!” sloganı ile yapılan kadın yürüyüşü ve grevleri ile başlamış olmasıdır.

Bütün bunlara rağmen Dünya Kadınlar Günü’nün resmiyet kazanması için onlarca yılın geçmesi gerekti. Birleşmiş Milletler 1975 yılında “Dünya Kadınlar Günü”nü resmi olarak kabul etti.

 

Bizler yüzyıllardır kapitalizme ve feodal erkek egemen gerici sisteme karşı mücadele ediyoruz. Mücadelemizin bugün geldiği nokta haklarımızı alana kadar alanlarda olma kararlılığımız, 165 yıl önce New Yorklu dokuma işçisi kadınların yaşamları pahasına başlattığı isyanın mirasıdır. Biz bu mirası evlerde, iş yerlerimizde ve sokaklarda büyüterek sürdürüyoruz.

165 yılda pek çok şey değişti; ama hala ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkların faturasını biz kadınlar en ağır biçimde ödüyoruz. Bir yanda güvencesizliğin, yoksulluğun ve işsizliğin; diğer yanda yok saymanın, ırkçılığın meşru kıldığı şiddetin etkilerine doğrudan biz maruz kalıyoruz. Ama 8 Mart’larla bu günlere taşınan ve geleceğe taşınacak mücadelemiz ve kararlılığımız tüm bunları alt edebilecek bir alternatif yaratacak güçte olduğumuzu gösteriyor.

 

Son yıllarda ülkemizde neredeyse her gün kadınlar ya şiddete uğruyor ya da öldürülüyor.

Türkiye’de 2021 yılında 280 kadın öldürüldü, 217 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.

2022 Ocak ayında 26 kadın öldürüldü, 28 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Yine 2022 yılının Şubat ayında 23 kadın öldürüldü, 21 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti.

İstanbul Sözleşmesi tek başına yeterli olmasa da kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya sunulmuş, sözleşmeyi ilk imzalayan ülke Türkiye olmuştur. Ancak ne yazık ki Türkiye 1 Temmuz 2021’de sözleşmeden resmen çekildi. İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan, onaylayan ve çekilen ülke olmayı başardık. Tek adamın imzasıyla, kararıyla, dayatmasıyla “ ben yaptım, oldu!” zihniyetiyle sözleşmeden çekildik. Öldürülen, şiddet gören her kadının bu akıbeti yaşamasında, sözleşmeden ayrılmayı imzalayanın, destek olanların, sessiz kalanların, bir kereden bir şey olmazcıların payı olduğunu biliyoruz.

İstanbul Sözleşmesi temelde kadına yönelik şiddeti önlemeyi gütse de hane halkının tüm üyelerini kapsamaktadır. Çocuklara yönelik şiddet ve istismarın önlenmesini, çocuk yaşta evliliği ve zorla evlendirmelerin suç sayılması için yasal dayanaklar oluşturma yükümlüklerinin gerekliliğini de savunmaktadır.

Sözleşme kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Bu yüzden kazanım olan İstanbul Sözleşmesi’nin yok sayılmasını kabul etmiyoruz! İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz!

 

Kadın sorununu yaratan, insan emeğinin sömürüsü üzerine kurulu olan sistemin kendisidir. Bu yüzden de bizler diyoruz ki kadın sorununa ve kadın mücadelesine sınıfsal bakmak zorundayız. Çünkü kadını özgürleştirecek olan sınıf temelli örgütlü mücadeledir.

Kadın tüm ekonomik, kültürel, siyasal baskılara karşı çıkarak düzenin dayattığı statüleri, kendisine uygun görülen kalıpları yıkarak, hayatın her alanında söz ve karar hakkını kullanarak, sisteme karşı dişe diş vereceği mücadele ile özgürleşecektir.

Tıpkı Nazi faşizmine başkaldıran Tanya gibi.

Tıpkı devrimci düşüncelerinden dolayı yoldaşı ile birlikte katledilen Rosa Luxemburg gibi.

Tıpkı “Kadının özgürlüğü, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi yalnızca emeğin, sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla olacaktır.” diyen Clara Zetkin gibi.

Tıpkı Filistin direnişinin simgesi Leyla Halid gibi.

“Her emek direnişinde ben de varım.” diyen Sayıştay hakimi Perihan Pulat gibi.

 

Bizler güvenceli iş, güvenceli gelecek istiyoruz!

Emeğimiz, özgürlüğümüz için, eşit haklar için mücadelemizi sürdürüyoruz.

Kadın cinayetlerinin bitmesini istiyoruz, adalet istiyoruz!

Çükü 2 yıldır kayıp olan ”Gülistan Doku nerede?” diye sormak istemiyoruz!

Çünkü kızının gözü önünde eski kocası tarafından öldürülen Emine Bulut’un “Ölmek istemiyorum!” çığlığını artık başka kadınlardan duymak istemiyoruz!

Çünkü 16 yaşında ailesi tarafından zorla nişanlandırılan ve o erkek tarafından öldürülen Sıla Şentürk gibi başka çocukların da hayattan koparılmasını istemiyoruz!

İşte mücadelemiz bu yüzden. Kadınlar ancak mücadeleyle özgürleşecektir. Kadınlar erkek yoldaşlarla verilecek mücadeleyle özgürleşecektir.

Hem ne demiş şair: “Bitmedi sürüyor  kavga ve sürecek, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek; bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır, bir de yarın için direnenler!”

 

Erkek egemen, gerici, feodal, kapitalist düzene karşı her türlü baskı, şiddet, sömürü, cinsel taciz ve işkenceye karşı direnişlerini sürdüren kadınları ve tarih boyunca zulme karşı gelmiş ve hala gelen tüm direnişçileri saygıyla selamlıyoruz!

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

                                

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI ADINA

MERKEZ YÜRÜTME KURULU KADIN SEKRETERİ

NAZLI DAŞKAPAN BAKLACI

BİR ÖĞRETMENİN NEFRET DİLİ KABUL EDİLEMEZ,DERHAL CEZALANDIRILMALDIR.

 

Öğretmenlik mesleği sadece eğitim, öğretim sürecinde edinilen bilgileri sınıfta öğrencilere aktarmak değil, aynı zamanda her çocuk değerlidir anlayışı ve koşulsuz kabul ilkesiyle öğrencilere sevgi ve farklılıklara saygı aşılatarak eğitim öğretim sürecini işletir.

Öğretmen aynı zamanda  rol modeldir.Öğrencilerin kişiliğini, hayata ve insana bakış açısını da şekillendirmektedir; dolayısıyla çocuklarımızın ve gençlerimizin dinamik, açık fikirli, üretken,birbirine saygı duyan, aynı zamanda da sorumlu fertler olarak yetiştirilmesinde öğretmene büyük sorumluluklar düşmektedir.Öğretmen mezhepçi olamaz,öğrencilerinin ve  insanların inançlarına hakaret edemez.Mezhebi,inancı dini ne olursa olsun,hristyan,Müslüman,Yahudi,Alevi Sünni,Caferi..Hiçbir zaman bir insan kendi inancı gibi inanmayanlara hakaret etmemeli,neden inanıyorsun dememelidir.Bu anadolunun tarihsel  yaşam kültürüdür.

Maalesef HATAY/Altınözü ilçesinde kabul edemeyeceğimiz bizi üzen bir gelişme olmuştur.Altınözü Sultan Abdülhamit Han Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde görev yapan sözleşmeli öğretmen B.K öğretmenlik sıfatına yakışmayacak ve kabul edilmeyecek bir eylemde bulunmuştur.Söz konusu okulda Müzik Öğretmeni olan B.K sınıftaki öğrencilere önce ‘’Aranızda Hristyan var mı?’’ şeklinde soru sormuş,bu sorunun arkasındada ‘’Peki aranızda Alevi var mı?’’ şeklinde başka bir soru sormuştur.Sınıfta iki Alevi öğrencinin el kaldırması üzerine B.K sınıfa dönerek Bunların inançları farklı,bunlar ‘’Mum Söndü’’ yaparlar demiş,daha sonra da Alevi  öğrencilere hadi anlatın nasıl yapıyorsunuz?şeklinde de soru sormuştur.Bırakın öğretmenliğe,insan olmaya yakışmayacak bir söylemde bulunan bu öğretmenin davranışı kabul edilecek veya geçiştirilecek bir davranış değildir.

Öğretmen diyemeyeceğimiz B.K’nın bu sözlerine maruz kalan öğrenciler duruma çok üzülmüş,içerlemiş,psikolojik olarak etkilenmişlerdir. Öğrencilerin yaşananları velilerine aktarmaları üzerine öğrenci velileri,duyarlı köy halkı,muhtar ile birlikte okula gitmiş ve B.K’yi şikayet etmişlerdir.Gelinen noktada  İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından söz konusu şahsa soruşturma açılmış 16.02.2022 tarihinde soruşturma gereği açığa alındığı tarafına tebliğ edilmiştir.Bu sürece Okul idaresinin ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün el koyup soruşturma başlatılması bizi sevdirse de konunun takipçisi olacağımızı belirtmek istiyoruz.Bu nefret dilinin cezalandırılması gerektiğini bunun münferit bir olay veya dil sürçmesi gibi kabul edilmemesi gerektiğini belirtmek isteriz.Bu tür söylemlerin cezasız bırakılması bir arada yaşama kültürünü bozacağı gibi,vicdanları da yaralar.

AYIRIMCILIĞIN HER TÜRLÜSÜNE KARŞI BİRLİKTE YAŞAMI SAVUNUYORUZ.

Bir arada yaşama kültürüyle övündüğümüz Hatay’ımızda bu tür söz ve davranışları hiçbir kesimin kabul etmeyeceğini de biliyoruz.Ayrıca bu tür eylemleri Öğretmenlik mesleğine ihanet olarak kabul etmekteyiz.İnanç özeldir ve her inanç sistemi saygıyı hak eder.Mum söndü şeklindeki saldırı ve iftira insanlık onurunu ayaklar altına alan insanlık dışı bir zihniyetin ürünüdür.Bizler Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası olarak her inanca,kimliğe ve yaşam kültürüne saygı duydumuzu belirtir ,ülkemizin bir arada yaşama kültürüne daha çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde bu tür saldırıların karşısında olacağımızı belirtmek isteriz.Ayrıca B.K hakkında açılan soruşturmanın sonuçlanana kadar takipçisi olduğumuzu,bu saldırıya  maruz kalan öğrencilere yönelik oluşabilecek baskı karşısında sessiz kalmayacağımızı kamuoyu tarafından bilinmesini istiyoruz.

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI ADINA

MERKEZ YÜRÜTME KURULU BAŞKANI DENİZ EZER

 

BAKANLIKTAN ÖĞRETMENLERIN "İL VE İLÇE EMRİNE VERİLMESİNİ TALEP ETTİK

 BAKANLIKTAN MAZERET ATAMALARINDA PUAN VEYA KONTENJAN EKSİKLİĞİNDEN DOLAYI YER DEĞİŞTİRMEYEN ÖĞRETMENLERIN "İL VE İLÇE EMRİNE VERİLMESİNİ TALEP ETTIK.
BU MAĞDURİYETİN GİDERİLMESİ AİLE BİRLİĞİNİN KORUNMASI VE ÇOCUKLARIN SAĞLIKLI ORTAMDA BÜYÜMESİ AÇISINDAN ÖNEMLİDİR.
2022 yılı mazerete bağlı yer atama süreci yaşanmış aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirme başvurusu yapan öğretmenlerin bir kısmı kontenjan veya puan yetersizliği gerekçesiyle ataması gerçekleşmemiştir.Bunun sonucunda gerek maddi olarak gerekse manevi olarak aile bireylerinin ciddi mağduriyetleri söz konusudur.
Aile birliği mazeretiyle yer değiştirme başvurusu yapan öğretmenlerden başvurusu reddedilen öğretmenlere il/ilçe emrine atanma hakkı tanınması zorunlu bir hal almıştır. Ayrıca aşağıdaki hükümler ;
1.Anayasamızın 41.maddesine göre çocuğun anne ve babasıyla doğrudan ilişki kurma ve bu ilişkiyi sürdürme hakkı güvence altına alınmaktadır.
2.Anayasa'nın 56.maddesinde devletin herkesin yaşamını , beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamak görevinin bulunduğu öngörülmüştür.
3.Ailenin korunması ve aile birliğinin sağlanması İnsan hakları beyannamesinin 16/3.maddesinde "Aile, toplumun, doğal ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafından korunur" hükmü vardrı
4. BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin3.maddesinde çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararının temel ilke olarak kabil edileceği hükmü;
yetkililere uygun çalışma ortamı ve koşulları sağlama yükümlüğü vermektedir. Dolayısıyla aile birliği mazeretiyle yer değiştirme başvurusu yapan öğretmenlerden başvurusu reddedilen öğretmenlere il/ilçe emrine atanma hakkı tanınması gerekmektedir. 

ESKİŞEHİR/ODUNPAZARI İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ İSTİFA ETMELİDİR!

 

EĞİTİM-ÖĞRETİM SÜRECİ BECERİKSİZ YÖNETİCİLERİN KEYFİ UYGULAMALARIYLA AKSATILAMAZ.
ESKİŞEHİR/ODUNPAZARI İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ İSTİFA ETMELİDİR!

Eğitimde planlılık ve süreklilik esastır.Bir okul müdürünün,ilçe ve il yöneticisinin en temel
görevlerinden biri eğitim öğretim sürecinin planlanmasını sağlamak ve sürecin aksamadan süreklilik
kazanmasını sağlayacak biçimde yöneticilik görevi yapmaktır. Bu görev, örgün,açık ve yaygın eğitim
kurumlarında, işbirliği ve eşgüdüm içinde ve belirli plan ve programlar izlenmek suretiyle yerine getirilmek
zorundadır.Eğitimde öğretmen,veli ve öğrenci mağduriyetlerini yok sayarak belli hesaplar üzerinden
uygulamalar yapmak kabul edilemez.
Eskişehir Odunpazarı ilçesi Erenköy mahallesinde, 2017 den beri yapımı devam eden Nurettin
Topçu Anadolu Lisesi’ne 2019 yılında kadro açılmış ve öğretmen ataması yapılmıştır.Binayı yapan mütahit
yüzünden okulun teslim tarihinde 2 yıl gecikme yaşanmış ve okul hala teslim edilmiş değildir.Olan her
zamanki gibi eğitim’in en önemli öznesi olan öğretmene oluyor.Bu süreç yaşanırken ülkemizin bir çok
ilinden 10’a yakın personel okula atandı.Gelen öğretmenler ve okullarını bekleyen öğrenciler adeta göçebe
bir eğitim öğretim sürecine itildiler.
Öğrenci ve öğretmenler okulun yapımı bitmediğinden dolayı 2019-2020 Eğitim öğretim yılını
Mustafa Kemal Atatürk Sağlık Meslek Lisesinde Misafir olarak geçirdiler. Bir yıl öyle sürerken bir sonraki
eğitim öğretim yılının(2020/2021 Eğitim öğretim yılı) başlamasına 2 gün kala bilinmeyen bir nedenden
dolayı ani bir kararla öğretmen ve öğrenciler Mustafa Kemal Atatürk Sağlık Meslek Lisesinden alınarak
Havacılar Ortaokuluna gönderildi ve yine mağdur edildi.
Gelinen noktada Havacılar Ortaokuluna gerek öğretmenlerimiz gerek öğrencilerimiz daha yeni uyum
sağlamışken nedeni beli olmayan mesnetsiz sebeplerle yine İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri yeni bir
hesaba girerek aynı öğrenci ve öğretmenleri başka bir okula taşıma kararı aldılar.Bu sefer belirlenmiş olan
yeni okul Yunus Emre Meslek Lisesi.
Becerikli!! yöneticiler öğrencilerin eğitim öğretim sürecinde bu durumdan dolayı nasıl
etkileneceklerini düşünmeden hatta umursamadan böyle bir kararı alırken öğretmenleride mağdur etmeye
devam etmişlerdir.Örneğin okulun taşınma sürecinde 7 sınıfı birleştirip 4 sınıfa düşürerek birçok
öğretmenin norm fazlası olmalarına sebep olmaktadırlar.Bu öğretmenlerimizin bugüne kadar verdikleri
emekler yok sayılmış öğretmenler mağdur edilmiştir.Yine bu uygulama ile öğrenci ve veliler mağdur edilmiş
öğrenciler servis’e mahkum edilerek hem ekonomik külfet hem de zaman sıkıntısı yaratmaktadır.Öğrenci ve
velileri servise mecbur bırakmak yaşadığımız ekonomik krizde velilere ağır bir darbedir.
Buradan kamuoyu önünde Bakanlık Yetkililerine soruyoruz
1.Bakanlık olarak bu süreçten haberiniz var mıdır? Haberiniz var ise bu konuda herhangi bir adım
atılmış mıdır?
2.Öğrenci,Öğretmen ve velilerin mağdur edilmesi sizi rahatsız etmiyor mu? Odunpazarı Milli Eğitim
Müdürü Kürşat Önder CEYLAN hakkında konu ile ilgili gerekli soruşturma yapılmış mıdır?
3.Yunus Emre Meslek Lisesi Taşınma sürecinde 100 bin tl lik ödeneğin harcanmış olduğu
konuşuluyor bu doğru ise 100 bin tl.’nin nereye harcandığı konusunda bir araştırma yapılacak mıdır?
TÖB SEN olarak talebimiz; yapılan bu keyfi uygulamanın bir an önce sonlandırılması eğitim öğretim
sürecinde öğrenci,öğretmen ve velilerin mağdur edilmemesidir.

TÜM ÖĞRETMENLER BRİLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU

TÜM EĞİTİM ÇALIŞANLARININ MAAŞLARINA EN AZ %40 ZAM TALEP EDİYORUZ.

 

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                                                          18.12.2021

TÜM EĞİTİM ÇALIŞANLARININ MAAŞLARINA EN AZ %40 ZAM TALEP EDİYORUZ.

Hepimizin bildiği ve yakından takip ettiği gibi döviz kurundaki artışlarla birlikte , temel tüketim maddeleri başta olmak üzere,hayatımızdaki herşeye her sabah uyandığımızda zamlarla karşı karşıya kalıyoruz.

Ülkemizdeki Ekonomik kriz ve enflasyon günden güne ağırlığını hissettirmekte,halk hayat pahalılığı altında ezilmektedir. Doların yükselişi, gıda fiyatlarındaki artış, benzin ve motorin ile doğalgaza, elektriğe yapılan zamlarda tek bir sorumluluk almayan iktidar topu hep başkasına atıyor. Ayrıca halktan alınan vergiler de halkın yararına kullanılmıyor.

Temel gıda ve besin maddelerimiz;bakliyat,un ,süt,peynir,yumurta,fiyatları %100’ün üstünde artış gösterirken bugün insanlar  yağ alamayacak duruma gelmişlerdir.Ayçiçek yağında son bir ayda ortalama %50 zam görülmüştür.Herşey bir yana insanlar evlerine ekmek alamayacak duruma gelmişlerdir.Ekmek lüks haline gelmiş durumdadır.

Hayatın her alanında hissettiğimiz bu zam yağmurlarında maaşlarımızın; çarşıda,mutfakta,pazarda yaşanan insanların hissettiği gerçek hayat pahalılığının altında kaldığı ve böyle devam etmesi durumda açlık sınırının çok altından kalacağı ortadadır.

TL’nin döviz kuru karşısında adeta değer kaybetmeye devam etmesi ve ithalat’a bağlı bir ekonominin olması ; maaşlarımızıda döviz kurları ile karşılaştırma zorunluluğu doğurmuştur.Bugün bir öğretmenin maaşı 310-314 dolar arasındadır.Ham maddede, tarım ürünlerinde ve gıdada bile dışarıya bağımlı hale getirilen bir ülkenin vatandaşları olarak hepimizin maaşlarını, ücretlerini, eritmeyi çoktan aşmış, buharlaştırmıştır.

Öte yandan bütçe görüşmelerinde öğretmene %35 maaş zammı yaptık diyen AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’un açıklamalarını hayretle izledik.Öyle bir zam oranı yokken varmış gibi gösterilmesi ve medyanın aynen bu şekilde haber yapması bir trajik komik olmaktan öte bir şey değildir.Hükümet’in yandaş konfederasyon ile Ağustos ayında imzaladıkları Toplu İş Sözleşmesinde kamu emekçilerine öngörülen zam oranı 2022 yılı için %5+%7,2023 yılı için %8+%6  şeklindedir.Ocakta öğretmen maaşlarına yapılacak zam oranı enflasyon farkı  ile birlikte %12’dir.Açıklandığı gibi maaşlarımıza %35’lik bir zam söz konusu değildir.

Burdan iktidar’a sesleniyoruz;

Halkımız geçim derdini düşünmekten uyuyamıyor.Ucuz ekmek bulma derdine düşmüş halkımız çaresiz durumdadır.Liyakatin yerini sadakatin aldığı bu yandaş sistemde kamu kurum ve kuruluşlarından 3-5 maaş alanlar varken halkımızı,kamu emekçilerini sefalete mahkum etmek kabul edilemez.Halk ile alay edercesine 1 kilo domates alana iki tane al diyen milletvekilleri halkın vekili olmazlar.

Halka; maaşlarınızı döviz mi alıyorsunuz diyenlere soruyoruz;Hastaneye, hasta garantisi; köprü ,otoyola ve  tünele geçiş garantisi  verip yandaş müteahhitlere milyarlarca dolar  garanti ödeyenler, neden ödemeleri TL ile yapmıyorsunuz?Kaldı ki bu ödemeler ekonomik krizde iptal edilmelidir.

Buradan Memur Sen’li üyelere sesleniyoruz.Memur Sen iktidar’ın bir alt kolu gibi çalışmaktadır.İstifa ediniz;Toplu İş Sözleşmesi öncesi Show yaparcasına  2022 için %21,2023 için %17  zam,Yüzde 6 refah payı ve 600 tl seyyanen zam talep ediyoruz diyen Memur Sen bunun hiçbirini gerçekleştirmeden imza atmıştır.

İktidar’a sesleniyoruz;Kamu çalışanlarının yaşam koşulları  yandaş konfederasyonun ve iktidar'ın algı yönetimine kurban edilmemelidir. Başta öğretmenler olmak üzere tüm kamu çalışanları zorlu bir süreçten geçmektedir.Maaşlarımıza %40 zam istiyoruz.Buna göre;

1.TÜİK verilerine göre son bir yıllık genel enflasyon %22 iken gıda enflasyonu %30'u bulmuştur.Gerçekte enflasyon oranı %56 oranındadır.Bu durum maaşlarımızla geçinemez duruma getirmiştir.

2.Yoksulluk sınırı 10 bin 500 TL’ye,dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 3 bin 200 TL’ye dayanmıştır.

3.Enflasyon rakamları ön görülmeden Ağustos ayında İktidar ile yandaş konfederasyon arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesi iptal edilmelidir.TİS'te geçen 2022 yılı için %5+%7, 2023 yılı için %6+%8 maaş zammı yerine %40 maaş zammı yapılmalıdır.

4.Emekçiler için Vergi dilimi matrahı artırılsın oran % 10’da sabitlensin, asgari ücret kadarı vergi dışı bırakılsın.

Ayrıca Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası olarak %40 zam talebinin gündemde kalması açısından simgesel olarak change.org’ta bir imza kampanyası düzenlemekteyiz.Bu imza kampanyamızın link’ine sosyal medya hesaplarımızdan ulaşılabilir.Herkesin kampanyaya destek vermesini talep ediyoruz.

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI ADINA

MERKEZ YÜRÜTME KURULU ÖRGÜTLENME SEKRETERİ

HİZAM HASIRCI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÜNDEME GETİRDİK;SAMANDAĞ'DA FEN LİSESİ YAPILIYOR.

 
Samandağ bir hayırseverin desteğiyle bir fen lisesi yapılacak.Fen Lisesi talebini henüz kimse talep etmemişken hatta birçok kişinin,kurumun,sivil toplum kuruluşunun gündemi değilken bunu TÖB SEN gündem yapmıştı.Diğer sendikalar tepeden sendikacılık yaparken TÖB SEN "Defne ve SAMANDAĞ'DA Fen Lisesi istiyoruz" kampanyasını başlatmıştı.2020 mayıs ayında başlattığımız kampanyada ;
1.Samandağ Abdullah Cömert Alanında Fen Lisesi talepli Kitlesel basın açıklaması yapmıştık
2.İmza kampanyası ile imzalar toplanıldı
3.Samandağ Belediye Başkanı Refik Eryılmaz ile görüşme yapıldı.
4.Yetkililerle görüşmeler yapıldı ve Fen Lisesi talebi dile getirildi.
Bütün bunları TÖB SEN (Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası) yaparak Fen Lisesi talebini somutlaştırdı.Üstelik bir iki namuslu haberci dışında kimse yazıp çizmezken biz 2 yıl boyunca bu talebi israrla dile getirdik.Sevinçliyiz çünkü bu talep şimdi somut bir biçimde netleşti.Samandağ halkına hayırlı olsun..YAŞASIN TÖB SEN..

 

#10kasım

Cumhuriyetimizin kurucusu, fikirleri, ilke ve devrimleriyle her daim yaşayan ve yaşayacak olan Mustafa Kemal Atatürk'ü, aramızdan ayrılışının 83. yıl dönümünde sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

EKONOMİK KRİZ ALTINDA EZİLMEK İSTEMİYORUZ

2022 MEB BÜTÇESİ İLE İLGİLİ RAPORUMUZDUR.

PANDEMİ DÖNEMİNDE HALK ÇOCUKLARININ EĞİTİM HAKLARINI GASP EDİLMEMELİDİR.MEB’E YETERLİ BÜTÇE İSTİYORUZ:

AKP iktidarı Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde yaptığı gibi yanına yandaş Konfederasyonu ve yandaş basını alarak  2022 yılı bütçe tasarısını  ‘’BÜTÇEDE EN ÇOK PAY EĞİTİME AYRILDI’’ şeklinde gerçek dışı söylemle TBMM’ye sunmuştur.Oysa gerçek öyle değildir.

En çok pay eğitime ayrıldı propagandası eğitim sürecinin gerçekliğinin çok ötesinde devam ediyor.COVİD 19 salgınında yüz yüze eğitim süreci devam ederken okullarımızda fiziksel alan yetersizliği,derslik sıkıntısı,gerekli olan personel yetersizliği(okullarda yardımcı eleman olmamasından dolayı temizlik yapılamamaktadır.) okullara ödenek ayrılmadığı gibi  okulların kaderi okul aile birliğine ve okul müdürlerinin çabalarına bırakılmıştır.Covid döneminde yetersiz derslikten dolayı çocuklarımız 40,41 kişilik sınıflarda ders görmekte olup  hem sağlık açısından hem de verimli eğitim ortamı olulşturma konusunda sıkıntılar devam etmektedir.Bu koşullarda bile MEB’e ek bütçe sağlanamamıştır.

Öte yandan rakamsal ifade edilen bütçenin yetersizliği de ortadadır.Yüksek enflasyon karşısında gösterilen bütçenin daha da az olduğu bütçe artışının reelde öyle olmadığı net biçimde görülebilir.

YIL

AYRILAN BÜTÇE

2021 yılında

146 milyar 920 milyon TL

2022 yılı için

189 milyar 11 milyon TL

 

Yukarıdaki tablo net olarak şunu göstermektedir: Merkezi bütçe ile oranlama yapıldığında 2021 yılında yapılan artış oranı 10,69 iken 2022 yılında yine Merkezi Bütçeye göre oran 10,79 olmuştur.( https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2021/10/2022_Yili_Butce_Gerekcesi.pdf)

Gerçekte MEB bütçesinin 2022 yılı enflasyon baz alındığında ve milli gelire oranında baktığımızda  2021’e göre azalma olduğu görülmektedir. TÖB SEN olarak şöyle bir çıkarımda bulunmaktan kendimizi alamıyoruz:

MEB 1 buçuk yıl uzaktan eğitim gören öğrencilerimizin kayıplarının ortadan kaldırılması konusunda,kamu okullarındaki eğitim öğretim sürecinin daha verimli ve nitelikli olması konusunda yeni derslik,bina oluşturma konusunda,gerekli olan eğitim emekçisi ataması konusunda,okulların temizliği, güvenliği açısından gerekli olan yardımcı ara eleman ve güvenlik elamanı konusunda herhangi bir dert edinmiş değildir.

Her açıklamada yüz yüze eğitim konusunda ısrarcı olduklarını beyan eden MEB bunu söylem olmaktan öte bir tarafa geçirmiş değildir.Her bütçe görüşmesinde  devasa bütçe ayrıldığını belirten iktidar  gerçekte Diyanet bütçesi ile karşılaştıralamayacak kadar az bir bütçeyi ayırmaktadır.Her bütçe görüşmelerinde AKP döneminde eğitime en çok bütçenin ayrıldığını söylemelerine rağmen gerçeğinde OECD ülkelerinde  eğitime ortalama ayrılan bütçenin çok altında ayrılmıştır.

MEB’E AYRILAN BÜTÇE YATIRIM AMAÇLI DEĞİLDİR,ZORUNLU OLARAK SADECE PERSONEL GİDERİNİ KARŞILAMAYA YÖNELİKTİR.

- personel giderleri (yüzde 70)

-sosyal güvenlik devlet primi giderlerin (yüzde 11)

-mal ve hizmet alım giderleri  yüzde 8

-cari transferler (kar amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan transferler, hane halkına yapılan transferler) yüzde 3

Yukarıda tablo iktidarın MEB’e büyük bir bütçe ayırdık demelerinin sadece propaganda olduğunu göstermektedir.İktidar MEB’e bütçe ayırırken personel giderlerinden ayrı bir bütçe ayırmamaktadır.MEB bütçesinin büyük bölümü personel giderleri (yüzde 70) ve sosyal güvenlik devlet primi giderlerine (yüzde 11) gitmektedir. Yani bu payın yüzde 81’inin zorunlu olarak personel harcamalarına ayrıldığını özellikle gizlemeye çalışmaktadır. Oysa gerçekte olması gereken personel gideri dışında zorunlu olarak ve özellikle Covid 19 salgını döneminde daha da önemli hale gelen MEB’e giderleri karşılayacak,yatırımları hızlandıracak ve eksik olan öğretmen ihtiyacını karşılayacak bir bütçenin  ayrılmış olmasıdır.Maalesef bu olmamıştır.

SONUÇ OLARAK ;MEB YETERLİ BÜTÇEYİ ALAMAMIŞTIR,KAMUSAL EĞİTİM NİTELİKSİZ HALE GETİRİLMEKTEDİR.

2022 MEB bütçesi halk çocuklarının niteliksiz eğitim sürecine daha da itileceklerini net göstermektedir.Örneğin önümüzdeki dönemlerde ders kitaplarınında para karşılığı dağıtılma ihtimali de tartışılmaktadır.Devletin kamusal eğitimdeki harcamaları azalırken enflasyon karşısında zor durumda kalan halk, eğitimin yük bir hale gelmesi ile çocuklarını eğitim öğretim sürecinin dışında bırakma ile karşı karşıya kalmışlardır.

Ülkemizde  kamusal eğitim yıllardır adım adım tasfiye edilmekte,öğretimin hukuken parasız olduğu ilkokulda ve okul öncesi eğitimde  velilerin ceplerinden yapmak zorunda kaldığı eğitim harcamaları her geçen yıl artmış kimi zaman da gıda harcamalarından kısarak aileler çocuklarını okutmak zorunda bırakılmıştır.

TÖB SEN olarak söylüyoruz;Eğitim, kamusal bir haktır.Eğitimde bütçe kısıtlaması yapılamaz. Çocuklarımıza fırsat eşitliğini sunmak devletin zorunluluğudur. Ekonomik kriz gerekçesiyle eğitim bütçesinde kesıntıya gidilmesi kabul edilemez.

MEB’İN ÇÖZÜM YÖNTEMİ KABUL EDİLEMEZ:

Bu süreçte MEB çözümü iki şekilde çözmeye çalışmaktadır.

1.Yerelde çözümü velinin sırtına ve okul idaresine bırakmıştır.

2.Genelde MEB çözümü personel gelirlerini kısmakta ısrar etmektedir.MEB, eğitim emekçilerini güvencesiz,esnek, kuralsız çalıştırmakta ısrarcı olmuş durumdadır.600 bin atama bekleyen ataması yapılmayan öğretmen varken sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamasında ısrar etmeyi sürdürmekte,okullardaki yardımcı hizmetli personel açığının giderilmesi konusunda atama yapmak yerine geçici bir yöntemde ısrar ederek İş Kur’a bağlı davranmaktadır,bu da çözümsüzlüğün derinleşmesine de sebep olmaktadır.

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI OLARAK 2022 MEB BÜTÇESİ TALEPLERİMİZ

1.İhtiyaç Analizi yapılarak okullarımıza yeterli bütçe sağlanmalı,MEB’in bütçesi personel gideri dışında değerlendirilmelidir. Bütçe, başlangıç olarak OECD ortalamasına (%6) çıkarılmalıdır.

2.Covid döneminde seyreltilmiş sınıf uygulamasına gidilmeli,ataması yapılmayan öğretmenlerin ataması yapılmalı, bunu uygun bütçe düzenlenmelidir.

3.Fiziksel yapı sorunu;yurt,okul binaları ve derslik ihtiyaçları karşılanmalı buna uygun bütçe yapılmalıdır.

 4.Dini vakıf ve cemaatlerle yapılan ya da yapılacak olan her türlü ortak proje ve protokoller derhal iptal edilmelidir. Maddi geliri düşük olan çocuklarımızın eğitim öğretim hayatı vakıf ve cemaatlere terk edilmemelidir.

5.3600 ek gösterge derhal geçirilmelidir.

6.Satış sözleşmesi haline gelen TİS’teki maaş artış oranı iptal edilmeli,enflasyon karşısında maaşı ezilen tüm eğitim emekçilerine insan onuruna yakışır bir ücret sağlanmalı,maaşlarda yaşanan erimeyi karşılayacak oranda ek zam yapılmalıdır.

7.Vergi dilimi kayıplarına son verilmeli,vergi dilimi sabitlenmeli Ek ders tutarı gelir vergisinden muaf tutulmalıdır.

8.Eğitim-öğretime hazırlık ödeneği 1. Dönem ve 2. Dönem olacak şekilde yılda 2 kez ödenmelidir

9.Sözleşmeli/ücretli öğretmenlik kaldırılmalı tüm sözleşmeliler kadroya alınmalıdır.

OKULLARDA ÖDENEK ,TEMİZLİK ,HİZMETLİ,BARINMA VE FİZİKSEL YAPI YETERSİZLİĞİ SIKINTILARININ SEBEBİ  MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA YETERLİ BÜTÇE’NİN AYRILMAMIŞ OLMASIDIR.YETERLİ BÜTÇE İSTİYORUZ!

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI  YÜRÜTME KURULU


DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Nabza göre şerbet vermeyen , eğilmeyen kıvırmayan , Fakir Baykurtun da dediği gibi “ Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir! “ şiarıyla eğitim emekçiliği yapan onurlu , dik bir şekilde emek , hak , ekmek mücadelesini sonuna kadar devam ettiren eğitimcilerin dünya öğretmenler günü kutlu olsun .

VELİ VE ÖĞRENCİLERİMİZİN HAKLI TALEPLERİ TALEPLERİMİZDİR.

 

TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ-TALEPLERİMİZ

SİVAS KATLİAMI’NIN ACISI 28 YILDIR YÜREĞİMİZİ YAKIYOR!

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                             02.07.2021

 

‘’GÜN TUTUŞUR MU SANDINIZ

KARANLIK, AYDINLIĞI BOĞAR MI SANDINIZ

ŞİİRLER, TÜRKÜLER YANAR MI SANDINIZ

BİZİ ÖLÜR MÜ SANDINIZ

BİR ÖLÜR, BİN DİRİLİRİZ ‘’

SİVAS KATLİAMI’NIN ACISI 28 YILDIR YÜREĞİMİZİ YAKIYOR!

Türkiye Tarihine kara bir leke olarak geçen Sivas Katliamının üzerinden 28 yıl geçti.2 TEMMUZ 1993’te gerici-ırkçı yobazlar tarafından Sivas Madımak Otelinin yakılmasıyla başlayan katliam ateşi 28 yıldır yüreklerimizi yakmaya devam ediyor. Katliamın ardından 28 yıl geçmesine,  faillerinin bilinmesine rağmen adalet sağlanmamıştır.

Katliamda aktif rol oynayan katillerin avukatlarından bazıları sonraki yıllarda belediye başkanı, milletvekili ve bakan seçilmiş, bazıları Anayasa Mahkemesi üyesi olarak atanmıştır.2 Temmuz 1993 yılından bugüne kadar gelen siyasi iktidarların hiçbiri adaletin sağlanması için uğraşmamıştır. Katillerin cezalandırılmaması için adeta seferber olan siyasi iktidarlar, Sivas katliamı davasının zamanaşımına uğraması için ellerinden geleni yaparak, katillerin cezasız kalmasında önemli rol oynamışlardır.

Sivas katliamı, tıpkı 1 Mayıs 77 katliamı, Malatya, Maraş, Çorum, Gazi Mahallesi, Suruç, Ankara Gar,19 Aralık hapishaneler katliamları gibi bilinçli bir şekilde karanlıkta bırakılarak unutturulmak istenmiş, siyasi sorumlular hesap vermemiş, katliamın arkasındaki karanlık güçler bilinçli olarak açığa çıkarılmamıştır.

Türkiye’de, 12 Eylül darbe sürecinden itibaren benimsenen Türk-İslam sentezi politikalar ve onun üzerinden yükselen ırkçı, şoven ve gerici düşüncelerin sürekli beslenmesinin en acı sonuçlarından birisi 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanmıştır. Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği ve bu şenliğe katılanlar hedef alınmıştır.

Sivas katliamının hedefi, tıpkı geçmişteki benzer katliamlarda olduğu gibi, egemen inanç sisteminin dışında kalan Aleviler, yıllarca ezilen, sömürülen ve yok sayılanlar olmuştur. Saldırganların engellenmeyerek katliama çanak tutulması, ardından yaşanan trajedinin üzerinin örtülmesi için iktidarın nasıl seferber olduğunu unutmamız mümkün değildir.

Türkiye’de yaşayan çeşitli inanç ve mezheplerden halklarımızın umudu ve aydınlık geleceği olan yazar ve sanatçılarımızın da içinde olduğu 35 insanımız ırkçı-gerici güçler tarafından katledilmiştir. Aradan 28 yıl geçmiş olmasına rağmen, katliamının yarattığı acılar tazeliğini bugün de korumaktadır. Sivas katliamı her ne kadar zamanaşımı üzerinden unutturulmak istense de, insanlık suçlarında zamanaşımı yoktur. Sivas katliamını gerçekleştiren gerici güçler ve onların avukatlığını yapanların bugün adalet talebiyle alanlara çıkan, kitlesel yürüyüşler yapanlara yönelik tehditleri ve hakaretleri, katliamcı zihniyetin bugün de varlığını sürdüğünü göstermektedir.

Toplumsal barışı tehdit eden her türlü saldırı ve katliamlara rağmen, Türkiye’de farklı inançların, farklı kimlik ve kültürlerin barış içinde ve kardeşçe bir arada yaşama ısrarını sürdürmesi anlamlıdır. Ne yaşadığımız katliamları, ne de iktidarın bu katliamlar karşısında takındığı siyasi tavırları unutmamız mümkün değildir. İnsanlığa karşı işlenmiş suçları, bu suçları işleyenleri ve yaşananlara sessiz kalanları asla unutmadık ve unutturmayız.

Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası(TÖB SEN) olarak, , Sivas katliamında hayatını kaybeden Can’larımızı saygı ve özlemle anıyoruz.

YAŞAMAK GÖREVDİR YANGIN YERİNDE

YAŞAMAK İNSAN KALARAK……..KATLİAMLAR ZAMAN AŞIMINA UĞRAMAZ!

          TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASİ(TÖB SEN)

                                                                                      YÜRÜTME KURULU ADINA GENEL SEKRETER SEVGİ PAŞA ALBAK

GENEL KURULUMUZU YAPTIK

Değerli üyelerimiz pandemiye rağmen Türkiye’nin 22 farklı ilinde üye yapan her hafta yeni üyelerle büyüyen bir sendika olarak bugün 19.06.2021 Cumartesi 1.Olağan Genel Kurulumuzu yaptık. “Bağımsız,halkçı,demokratik sendika ” diyerek, “ilkeli ve ulaşılabilir bir sendika” için yola çıkanların başlattığı,onurlu büyük yürüyüşün, tarihî bir ânına, tanıklık eden bir genel kurul sürecini bitirdik.Üyelerimizin yoğun katılımıyla gerçekleşen genel kurulumuza katılım gösteren üyelerimize,dostlarımıza teşekkür ederiz.Ayrıca sendikamızın kuruluş sürecinde emek harcayan ,sendikamızın sevk ve iradesini bir yıl boyunca gerçekleştiren geçmiş dönem yürütme kurulunu,disiplin kurulunu,denetleme kurulunu ve kuruluşundan bu yana emek harcayan herkese büyük bir özveriyle emek veren Bulanık temsilciliğimize teşekkür ederiz.Birlikte büyüteceğiz,gelişeceğiz ve geliştireceğiz..TÖBSEN tüm eğitim öğretim iş kolundaki kamu çalışanlarının sendikasıdır.TÖB Sende örgütlenelim yaşasın TÖB SEN Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz..
Sendikamızı 3 yıl boyunca yürütecek Merkez Yürütme Kurulu,Disiplin Kurulu ve Denetleme Kurulu bu şekildedir .Görev dağılımı hafta içi yapılacaktır.

LİSELERE GİRİŞ SINAVI KALDIRILSIN

BASINA VE KAMUOYUNA 11.06.2021
LİSELERE GİRİŞ SINAVI KALDIRILSIN
Her çocuğun nitelikli,fırsat eşitliğine dayalı eğitim görme hakkı vardır. Devletin en önemli görevi çocuklara eşit, parasız ve hepsine nitelikli eğitim sunmaktır. Çocukları dayanışmadan çok rekabete zorlayan, küçücük yaşta hayal kırıklıklarıyla başbaşa bırakan LGS'ye,Okulların nitelikli-niteliksiz dolayısıyla öğrencilerinde küçük yaşta nitelikli-niteliksiz şeklinde ayırımın içine sokulmasına hayır diyoruz!
Öte yandan yarışa,rekabete ve içinde elemenin olduğu sınavlar Eğitimin piyasallaştırılmasını hızlandırmış yoksul halk çocuklarının eğiitim öğretim sürecinin dışında kalmalarına neden olmuştur.Bölgeler arası farklılıklar,gelir düzeyleri arasında net keskin ayırım maalesef eğitimin sınıfsal bir ayrıcalığa dönüştüğüne şahit oluyoruz. TÜİK’in son verileri hane halkının eğitim harcamalarının % 3,2’sini yoksul halk ;yüzde 64,5’ini ise en zengin kesiminin yaptığını ortaya koyuyor. Başka bir ifade ile en zengin ailelerle en yoksul ailelerin eğitim harcamaları arasında 20,5 kat fark bulunuyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ailelerin yaptığı harcama kalemlerinin hepsine yansımış durumda. Yoksul halk çocuğu dengeli beslenme ve iyi eğitim imkanlarına ulaşmada sorunlar yaşıyor. Zenginlerin nitelikli eğitim imkanına çok kolay ulaştığı görülüyor. Öğrenciler, iyi eğitim almış bir azınlık ve iyi eğitim imkanından yararlanamamış çoğunluk olarak ikiye ayrılmış durumda. Sadece bu neden bile LGS’ye hayır dememiz gerektiğini bize ne şekilde göstermektedir.
Hepimizin bildiği gibi 06.06.2021 tarihinde kısa adı LGS olan Liselere Giriş Sınavı yapıldı.LGS sınavına toplam kaç kişinin başvurduğu MEB tarafından açıklanmadı fakat sınava 1.243.801 öğrenci katılmıştır.Bu öğrencilerin %14’ü yani 174 bin 160’ ı; merkezi sınavla öğrenci alan(MEB’in deyimiyle nitelikli) okullara yerleşebilecek. 174 bin 160 kontenjanın 70 bin 642’ si ise meslek liseleri ve imam hatip liselerine ayrılmış durumda.1 milyon 100 bin öğrencide MEB’in ifade ettiği gibi NİTELİKSİZ! okullara veya özel okullara kayıt yaptıracak.Sistemin bir başka yönü MEB’in okul açma politikasının meslek lisesi ve imam hatip liselerini arttırmak üzerinden gerçekleşmesidir.
2021 LGS SINAVININ ŞAİBELİ OLDUĞU KONUSU ARAŞTIRILMALI VE GEREKİRSE SINAV İPTAL EDİLMELDİR.
06.06.2021 tarihinde yapılan LGS ile ilgili;soruların bir yayınevinin hazırladığı kitaplarla paralellik gösterdiği,sosyal medyada soruların paylaşıldığı ve soruların çok zor olduğu en başta tartışılan konular oldu.
Matematik başta olmak üzere genel olarak soruların çok zor olduğu, özellikle bazı soruların TYT sorularını aratmadığı tespitleri öğretmenler tarafından yapıldı.
Bu kadar zor sorunun neden sorulduğu hangi gerekçelerden yola çıkarak soruların bu şekilde hazırlandığı konusu gündemini korumaktadır.MEB şaibeleri giderecek araştırmayı ve açıklamayı yapmak zorundadır.MEB kamuyounun vicdanında kendini aklamalıdır. Aksi halde daha önce soruları çalınan KPSS gibi, taşeron işçilere okutulan TEOG sınav sonuçları gibi 2021 LGS’de şaibeli bir hal alacaktır.Bizler daha önceden olduğu gibi yıllar sonra bu sınav’ın şaibeli olduğunun ortaya çıkarılmasını değil zamanında,derhal sınavın araştırılmasının yapılmasını talep ediyoruz.
MEB’in verilerine göre 2 milyon 339 bin gerçekte 4 milyon öğrenci EBA’ya erişememiş. Son 2 yıldır yüz yüze eğitim neredeyse hiç yapılamamış. İhtiyaç sahibi 2 milyon öğrenciden sadece 650 binine tablet dağıtılabilmiş. Hal böyle iken TÖB SEN olarak soruyoruz;
1-2021 LGS sorularının bir yayınevine ait kitapçık ile sadece rakamlar değiştirilerek aynı olduğu iddiaları doğru mudur?
2- Söz konusu sınavda kaç soru bu yayınevinin kitapçığı ile paralellik göstermektedir?
3-Kamuoyunda bu kadar açık tartışılan sınavda iptal edilmesi düşünülen soru var mıdır?
4- Güvenirliği tartışılan sınavda 1 çocuğun bile hakkının gasp edilmesi kabul edilemez. Bu konuda herhangi bir soruşturma açılmış mıdır?
5.Geçmiş yıllara göre daha kolay olması gereken LGS sorularının hangi nedene dayandırılarak ,zorluk derecesi arttırılmıştır?
6. Ayrıca sayın bakan Selçuk, "Bunu iddia eden her kimse bu iddiaları ispatlaması gerekiyor. Ortada somut delil yok. Biz hiç kimseden soru almayız, kimsenin de sorusunu yayımlamayız" diye açıklamada bulunmuş , başka bir açıklamasında ise, "İtiraz yolları belli, müracaat yolları belli. Delil olmayan konularda daha dikkatli olunmalı" şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.Bu açıklamaya istinaden bakanımıza kamuyounun vicdanını rahatlatmak için ;Eğitimin en tepesinde olanların soruşturmayı yürütmesi gerekmektedir.Çocuğu sınava giren velilerin,herşeyden ödün verip sınava giren çocukların ve kamuoyunun kafasındaki bulanıklığı gidermek ilgililerinin görevidir.
TÖB SEN olarak konunun takipçisi olduğumuzu belirtir,bu konuda somut adımların atılması konusunda ısrarcı olacağımızı kamuoyunun bilinmesini isteriz.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI
MERKEZ YÜRÜTME KURULU

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI SORUN ÇÖZMEYE ODAKLANMALIDIR

 

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                                                                 ​ 25.05.2021

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI SORUN ÇÖZMEYE ODAKLANMALIDIR

Dünyada Covid vakalarının görülmesi ile birlikte buna yönelik bir önlem alamayan iktidar Covid-19 virüs’ünün ülkemizde vaka olarak görülmesinden sonrada süreç sağlıklı biçimde yürütülememiş,Sağlık Bakanlığı önce yanlış veriler sunarak kamuoyunu aldatmış daha sonra aşılanma sürecindede aşı krizi yaşanmıştır.Türkiye’de Covid-19 resmi olarak ilk kez tanımlanmasının üzerinden bir yıl 2 ay (Mart 2020-Mayıs 2021) geçtİ.Bu süre zarfında eğitim öğretim sürecinde aksamalar yaşanmış okullar aç kapa şeklinde bir uygulama ile yönetilmiştir.

Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Örgütü( OECD)’nün son raporuna göre, Türkiye 2020 yılında maalesef okulları en uzun süre kapatan ilk dört ülke arasında yer aldı.2021 yılıında isew normalleşme sürecine en son giren ülke olup yine okulların en az açık olduğu 3 ülkeden biri konumundadır.Sürece hazırlıklıyız denilmesine rağmen süreç yönetilememiş eğitim öğretim sürecinde özellikle yoksul halk çocukları eğitim öğretim sürecinin uzağında tutulmuşlardır.

EĞİTİMDE SINIF FARKI PANDEMİ DÖNEMİNDE NET OLARAK KENDİNİ GÖSTERMİŞTİR.

 Uzaktan eğitim ve yüz yüze eğitimin zorlu ve eşitsiz koşulları birlikte değerlendirildiğinde, İKTİDAR, uzaktan eğitim yoluyla yapılan eğitim öğretim sürecinde yoksul halk çocuklarına yönelik eşitsizliği ortadan kaldıracak bir uygulamaya gidememiştir bunun ötesinde bu çocukların ve gençlerin eğitim hakkını önemseyen bir eğitim politikası izlememiştir. Öğrenciler arasındaki teknolojik ve  dijital eşitsizlikleri giderecek bir çalışmada yapılmamıştır.TÖB SEN olarak defalarca gündemde tutmaya çalıştığımız bu eşitsizlik; giderilmemiş  uzaktan eğitime devam eden MEB , kendine has istatiksel verilerle uzaktan eğitimde başarılı olunduğunu ilan etmiştir.Oysa gerçekler öyle değildir.İnternet erişimine sahip olmayan tablet,bilgisayar v.d teknolojik aygıtlara ulaşamayan öğrenciler olduğu gibi,internete eriştiği gözlemlenen fakat evde ortalama 2-3 öğrencinin olduğu ailelerde ders ortamında sınırlı bulunan milyonlarca öğrenci olduğunu düşünürsek bir ortamda uzaktan eğitim  hiçbir şekilde başarılı olamamıştır.

Süreç devam ederkende özellikle AŞI sürecinde Sağlık Bakanlığı ve MEB eş güdümlü bir çalışma yapıp öğretmenlerin hızlı aşılanması konusunda başarısız kalmışlardır.Eğitim çalışanlarının büyük kısmı son 1 haftaya kadar hala aşılanmış değildir.Bu hafta ile birlikte aşı süreci hızlandırışmış olsa da aşı sürecinde geç kalındığ gerçeğini değiştirmemektedir.Oysa aşı süreci hızlandırılıp doğru yürütülseydi önlemler alınır ve eğitim öğretim süreci yüz yüze yapılabilirdi.

Öte yandan Resmi verilere göre, bugüne dek toplam 46.000’eyakın  vatandaşımız vefat etti,bu sayı  meslek örgütlerinin verdiği sayının çok altındadır.Bu kayıpların içindede öğretmenlik mesleğini yürütürken hayatını kaybeden meslektaşlarımız ve eğitim çalışanları sözkonusu.

Hepimizin bildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.Sosyal devlet anlayışı  gereği olarak eğitim hakkı ile ilgili çeşitli yasal düzenlemeler yapmıştır.Bu yasal düzenlemeler sadece yazılı kalmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ,42. Madde ‘’Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz’’ denilmiştir.Yine 222 sayılı İlköğretim Kanunu ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununa eğitim, eşit,her vatandaş için zorunlu ve parasızdır.Yine aynı kanunlarda eğitim  devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.Dolayısıyla  hiç kimsenin, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı vurgulanmıştır. Yine Türkiye’nin kabul ettiği, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948) ile Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi’ne (1989) göre eğitim kamusal bir temel haktır, parasız bir eğitim hakkı ve eğitim hizmetinin sunumunu da bir devletin görevi olarak kabul edilmiştir.

Bu yasal düzenlemeler olmasına rağmen  COVID-19 salgınında eğitim öğretim sürecinde eğitim belirgin bir biçimde sınıfsal farklları ortaya çıkarmıştır.Kamu okullarında okuyan çocuklar ve gençler ihmal edilmiştir.İktidar,ve Eğitim’in yönlendiricileri olan; Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) çocuklara ve gençlere olan sorumluluklarını yerine getirememişlerdir. Pandeminin ilk aylarında uzaktan eğitimden kopan çocukların sayısı 6 milyon civarındayken MEB açıklamasına göre  21 Eylül 2020- 30 Nisan 2021 tarihleri arasında ancak 12 milyon 805 bin öğrenci EBA’yı etkin biçimde kullanmıştır. 2019-2020" verilerine göre zorunlu eğitime kayıtlı öğrenci sayısı 18 milyon 241 bin 881 öğrencidir. Bu veriden yola çıkarak ortalama 4 milyona yakın çocuk ve gencin eğitim ve öğretim sürecinin dışında olduğu söylenebilir.Yani 4 milyon’a yakın çocuk bugün fiili olarak öğrenci değildir.Bu büyük bir rakamdır hatta faciadırTÖB SEN olarak MEB’na sesleniyoruz bu kayıp ülkemizin geleceği açısından telafi edilemeyecek bir yarayı beraberinde getirmektedir.İktidar ‘ın ve özelde MEB’in görevi Sorun çözmektir.

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI (TÖB SEN)

MERKEZ YÜRÜTME KURULU ADINA

GENEL BAŞKAN DENİZ EZER

KATİL İSRAİL.

Hz.Ali: "Bir zulmü engelleyemiyorsanız, en azından onu herkese duyurun."
İsrail polisinin Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa'daki cemaate saldırısını kınayoruz.

Filistinlilerin asıl ikamet yeri olan Şeyh Jarrah'dan çıkarılması, Har Homa'da 540 konutluk iskan planlarının teşvik edilmesi ve iki Filistinlinin Cenin bölgesindeki bir kontrol noktasında öldürülmesi İsrail'in hoyratça insan haklarına aykırı biçimde davranması kabul edilemez.İsrail'in yaptığı ne ilktir ne de son olacaktır.Aynı İsrail dönem dönem Suriye halklarına karşı saldırılarda bulunmakta Suriye devleti topraklarına saldırmaktadır.Ortadoğu halklarına karşi bu düşmanca turum samimi olan herkes tarafından net biçimde kınanmalıdır.Ayırca kim olursa olsun sivillere yönelik her saldırıları suçtur.
Öte yanda ortadoğu halklarına empeyalizme ve başta israil olmak üzere emperyalizm ile işbirliği içinde olan devletlere ve oluşumlara karşı ortak mücadeleye davet ediyoruz

REYHANLI PATLAMASINDA YİTİRDİĞİMİZ CANLARA SAYGIYLA...

11 Mayıs 2013, Reyhanlı ilçemiz için kanlı bir Cumartesi olarak tarihin karanlık sayfalarında yerini aldı..
Patlayıcı yüklü bir minibüs, Reyhanlı ilçemiz belediye binası yanında, bir diğeri ise dört dakika sonra PTT’nin önünde patlatılmıştı.

Patlamalarda beşi çocuk 53 insanımız hayatını kaybetmiş, 155’i de yaralanmıştı. 10’u resmi kurumlara ait olmak üzere 144 araç, ev ve iş yeri hasar görmüştü.

Bu alçak ve Hain saldırıyı gerçekleştiren terör örgütünü ve arkasındaki zihniyetleri lanetliyoruz,

İnsanlarımızı sokak ortasında katleden bu insanlık dışı yaratıklara ve halk düşmanı zihniyetlere her zaman karşı duracak ve sessiz kalmayacağız..

ÖĞRETMENLER AŞILANMALIDIR.

Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası Bulanık İlçe Temsilciği olarak covid salgının yaşandığı geçen seneden beri yanlış yapılan şeyleri söyledik .Yapılması gereken şeyleri ısrarla defalarca kez söyledik ..Bunları tekrar etmeyeceğiz .Bugün kurulduğumuz günden bu yana en kısa ama en net basın açıklamasını yapacağız.Kendi sözlerimizle değil .Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle . Şöyle diyordu Atatürk : “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder. Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır.” 17 sinden sonra bütün okullar açılmalıdır. Öğretmenlerin hepsi amasız koşulsuz aşılanmalı , eğitimin sağlık açısından sorun teşkil etmeyecek şekilde sürdürülebilmesi için gereken bütün önlemler alınmalıdır .
Töb-Sen Bulanık İlçe Temsilciği adına Serkan BEBEK

YAŞASIN 1 MAYIS!

Ükemizde ve dünyanın her yerinde 1 Mayıs işçi bayramının kutlanması için bedel ödeyen herkesi saygı ve minnetle anıyoruz.

Hepimiz zorlu bir süreçten geçiyoruz.Bir yandan Ekonomik kriz bir yandan iktidar tarafından doğru yönetilemeyen koronavirüs sürecinin yarattığı ağır koşullar.Geçtiğimiz bu zor süreçte halkımızın, tüm kamu emekçilerinin ve işçilerinin ortak kaygıları artmaktadır.
Bütun bunların yanında emekçiler; geçmişten daha ağır biçimde anti demokratik uygulamalar, baskı, sömürü, şiddet ve ekonomik kriz koşullarını yaşamaktadır.

Ekonomik kriz"in ağır koşulları altında yasayan halkımız Koronavirüs ile ekonomik ve sosyal anlamda dahada ağır bir kriz durumuyla karşı karşıya kalmıştır. İşçiler, emekçiler bu zor süreçte AKP iktidarının,"kendi başınızin çaresine bakin" anlayışıyla karsı karşıya kalmışlardır.

Siyasi iktidar pandemi döneminde emekçi halkımızın lehine hiç bir karar almamıştır.İktidarın bu tutumu şaşırtıcı değildir.

Salgının ağır koşullarında lebaleb kongreler yapan,mitingler duzenleyen,kitlesel cenaze törenlerine katılan İktidar, kafasına estiği zamanda hiçbir destek sunmadan salgınla mücadelede halkımıza,emekçilere “sokağa çıkmayın, evde kalın” ve “herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” tavsiyesinde bulunmuştur. İktidar; halka kolonya, memura dezenfektan ,yoksula dua, patronlara para ve rant dağıtma anlayışıyla kriź'in faturasını emekçilere yüklemiştir.
Öte yandan yüz binlerce işçi ve emekçi alınmayan önlemler nedeniyle sağlıksız koşullarda ve salgın tehlikesine rağmen iş yerlerine gitmeye mecbur bırakılmıştır.

Ülkeyi ağır bir ekonomik krizle başbaşa bırakan iktidarın politikaları yüzünden işsizlik rekor düzeyde artmış , ekonomik sıkıntılar yüzünden evine ekmek götürememe,çocuğuna aş ekmek verememe çaresizliği nedeniyle insanlar intihar etmektedir.

Ancak emek örgütlerininde mücadelenin yetersiz kalması ,iktidarı bazı kararlarını gözden geçirmeye zorlayamaması da eleştirilecek bir durumdur."Hak verilmez alınır"şiarını yeniden emekçi halkımızın gündemine sokmak için çaba sarf edilmelidir.
Adaletsizliğin,işsizliğin,sosyal yaşama müdahalenin ve yoksullaşmanın arttığı bu dönemde mücadeleye ivme katmak zorunlu bir görevdir.Bu çerçeveden hareketle bütün emek örgütlerini yan yana,omuz omuza mücadeleye davet ediyoruz.
TÖB SEN olarak bizler ;emekçileri bu zor ve umutsuz durumdan çıkaracak en önemli gücün örgütlü mücadele olduğunun farkındayız

-Siyasal iktidar; bu süreçte emekçilerin tüm temel ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır.Bizler ayrıca bu süreçte çalışamayan ya da işten çıkarılan emekçilerin güvence içinde yaşamaları için örgütlü mücadelenin zorunlu oldugununda farkındayız.

TÖB SEN, Emek mücadelesinin net bir öznesi olduğu kadar özelde tüm ezilen kesimlerin dostudur.

TÖB SEN her zaman onurlu, emek,hak,hukuk,adalet mücadelesinde ilkeli, belirli hedefler doğrultusunda hareket eden bir yöne sahiptir.
DOLAYISIYLA
1 Mayis 2021 emek ve dayanışma gününde tüm emekçilerini İLKELİ ORTAK MÜCADELEYE davet ediyoruz.
1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI KUTLU OLSUN
YAŞASIN 1 MAYIS

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI YÜRÜTME KURULU

ÖĞRETMENİN EK DERS’İ TARTIŞMA KONUSU YAPILAMAZ

 

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                                                          26.04.2021

Öğrencilerin birçoğu uzaktan eğitime erişim sağlayamazken, Milli Eğitim Bakanlığı, 19 Nisan 2021 tarihli kararı ile öğrencilerin uzaktan veya yüz yüze eğitime katılmamaları durumunda öğretmenlerin ders ücretlerinin kesileceğini açıkladı.

 MEB’in pandemiden dolayı yüzyüze eğitime ara verildiği her dönemde öğretmenlerin ek derslerini tartışma konusu yapıması kabul edilemez.Öncelikle vurgulamak isteriz ki Öğretmenin maaşı ek ders ücreti ile geçinebilir bir maaş’a dönüşmektedir,oda enflasyon karşısında geçinilebilir deniliyorsa. Pandemi sürecinden bu yana öğrenci ve velilerle sabah akşam demeden bazen telefon yoluyla bazen whatsap yoluyla bazen zoom ve kimi zaman yüzyüze ilgilenen,bir an önce öğrencilerine ve okuluna  kavuşmak için çabalayan , pandemi sürecinde kendi sağlığını riske ederek her türlü görevi kabul eden ve yerinde getiren öğretmenin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından nasıl bir değere sahip olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.Başından beri öğretmenin özlük haklarını tartışma konusu yapan Milli Eğitim Bakanının öğretmene yönelik olumsuz algı yaratma konusundaki ustalığını birçok açıklamada görüyoruz.

"Öğretmenler, eğitim ve öğretim açısından derse hazırlık çerçevesinde görevlerini yerine getirip, okula gittiyse veya uzaktan eğitimde de hazırlıklarını yaptıktan sonra öğrencinin derse katılmaması öğretmenin suçu değildir.

Dolayısıyla böyle bir durumda öğretmenlerin ücretlerinin kesilmesi tamamen hukuksuzdur. Geçtiğimiz hafta açıklanan kısmı tedbir sürecinin pandemiyi geriletmeyeceği göz önündeyken, bu süreçte maddi olarak zor durumda olan emekçilerin gelirlerine bu şekilde el konulmak istenmesi kabul edilebilir bir durum değildir."

Öte yandan MEB’e Danıştay kararlarını hatırlatırız.

1. Benzer bir durum için açılan davada Danıştay 11.Dairesi'nin 19.06.2007 gün ve E:2007/341 sayılı kararıyla Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerin ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar'ın 12.maddesinin 1.fıkrasında yer alan "Öğrencilerin sınava girmeleri kaydıyla" ibaresinin yürütmesini durdurmuş ve anılan kararında "Öğrenciler sınava/derse gelmese dahi bunun sorumluluğunun öğretmende olmadığını öğretmen sınav/ders için tüm hazırlıklarını yapmış olduğunu bu nedenle öğrenciler sınava girmese dahi ek ders ücretlerin ödenmesi gerekliliği bulunmaktadır" gerekçesine yer vermiştir.

2. 2020 Aralık ayında Danıştay son kararı vererek noktayı koymuştu. Danıştay kararı şu şekilde:

Danıştay kararına göre; öğrenciler sınava/derse gelmese dahi bunun sorumluluğunun öğretmende olmadığı, öğretmen sınav/ders için tüm hazırlıklarını yapmış olduğu, bu nedenle de kıyasen EBA üzerinden sunulacak altyapıyla, açık kaynaklı diğer platformlar üzerinden uzaktan eğitim faaliyetleri kapsamında canlı ders vermek için gerekli hazırlıkları yaparak derse başlayan öğretmenin canlı dersi teknik yetersizlikler nedeniyle yapılmasa veya hiç bir öğrenci canlı derse katılmasa dahi ek ders ücretlerin ödenmesi gerekliliği bulunmaktadır. Dersin yapılmamasında öğretmenlerin bir kusuru, hatası bulunmamaktadır. Dersin fiilen yapılmamasına sebebiyet veren teknik yetersizlikler veya öğrenciler olduğundan, öğretmenlerimizin bir kusuru olmadığından öğretmenlerimizin ek ders ücretlerinin ödenmesi hak ve adalet gereğidir.

Yukarıdaki 2 Danıştay kararına göre;MEB, öğretmenlerin canlı ders uzaktan eğitim sürecinde ek ders ücretlerini öğrenciler ders katılmadığı zaman da kesmemeli. MEB'in bu konuda bir görüş yazısı yazarak öğretmenlerin bu konuda oluşacak mağduriyet ve sıkıntılarını gidermesi gerekmektedir.

“Öğretmenler, derse hazırlık çerçevesinde görevlerini yerine getirip, okula gittiyse veya uzaktan eğitimde de hazırlıklarını yaptıktan sonra öğrencinin derse katılmaması öğretmenden doğan bir sorun değildir.Ekranın başına geçip bekleyen bir öğretmenin görevi olan Eğitim Öğretim konusunda derse hazırlık görevini yapmış sayılır.Böyle bir durumda  Dolayısıyla öğretmenlerin ücretlerinin kesilmesi tamamen hukuk dışıdır.Hele hele pandemi sürecinde maddi olarak zor durumda olan öğretmenlerin gelirlerine bu şekilde el konulmak istenmesini TÖB SEN olarak kabul etmiyoruz.Bu süreçte tüm yükü çeken eğitim emekçileri adeta cezalandırılmmak isteniyor.

 Böyle bir yazıyı  reddediyor ve pandeminin sorumlusunun öğretmenler olmadığını ifade ediyoruz.

Ek ders ödeneği bir öğretmenin maaşını kısmen geçinebilir hale getirmektedir.Görevini yapmak için hazırlık yapan ekranın başında duran veya yüz yüze eğitim için okula giden tüm öğretmenlerimize ek ders haktır.Öğrencinin gelip gelmemesinden çok öğretmenin zamanını ders saatine harcamış olması,eğitim öğretim sürecine hazırlık yapmış olması baz alınmalıdır.

TÖB SEN bu konuda sorun yaşayan öğretmenlerimizin idarelerine vermek üzere bir dilekçe hazırlamıştır.Koronavirüs döneminde haklarımıza yönelik saldırılara karşı geri adım atmadan  mücadele edeceğimizin tüm öğretmenler tarafından bilinmesini isteriz.

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU ADINA

MERKEZ YÜRÜTME KURULU BAŞKANI DENİZ EZER

Köy Enstitüleri’nin 81.Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun!

 

Köy Enstitüleri’nin 81. Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun
‘Eğitim aynı zamanda üretmektir’ anlayışıyla kurulan Köy Enstitüleri, üretime ve her anlada gelişmeye,kalkınmaya yönelik eğitim öğretim sürecini temel alan tarihsel bir òrnektir.
Köy Enstitüleri taşrada toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmayı sağlamak; bu alanda ilgili gerekli insan gücünü yetiştirmek için kurulan temel eğitim kurumları olmuş,yetiştirdiği öğretmenlerin yaptığı somut örnekler, aradan 81 yıl geçmiş olmasına rağmen unutulmamıştır.
Bugünün siyasi iktidarı tarafından hedef haline getirilen karma eğitim sistemine dayanan Köy Enstitülerinde okutulan derslerin yüzde 50’si kültür, yüzde 25’i tarım ve yüzde 25’i de teknik derslerden oluşmuştur. Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni olmamış, aynı zamanda ziraatçilik, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularında uygulamalı olarak öğrendiklerini öğrencilerine aktarmıştır.

Sosyal yaşama katılım üretimle geçer ve topluma üretmeyi öğretmek anlayışıyla kurulan Köy Enstitüleri aynı zamanda tarım işlikleri ve sağlık ocakları olarak toplumsal işlevler görmüş, çeşitli tohum ve tarım araçlarının ilk denemeleri bu okullarda yapılmıştır. Türkiye’nin toplumsal yapısının oluşumuna çok değerli katkıları olan Köy Enstitüleri’nin eksikliği, özellikle günümüzde içi boşaltılmîs bir eğitim sürecinde yakıcı bir şekilde hissedilmektedir.
Günümüzde öğrencilerin iktidar eliyle imam hatiplere, özel liselere ve meslek liselerine yönlendirildiği, büyük bölümü dini içerikli seçmeli dersleri seçmeye zorlandığı, dikkate alındığında, Köy Enstitüleri’nin zengin ders içeriği, benimsediği öğretmen yetiştirme ve eğitim modelinin ne kadar önemli ve değerli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Köy Enstitülerini değerli.kılan bir başka özellikte; Eleştirmeyen, sorgulamayan, ezbere dayalı ve sınav merkezli eğitim sistemine değil, gerçek anlamda öğrenci merkezli, öğrencilerin yaparak ve yaşayarak öğrenme sürecini ilke edinen bir eğitim-öğretim ortamı yaratmayı hedeflemiş olmasıdır. Köy Enstitülerinin kuruluşunun üzerinden 81 yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre geçmiş olmasına, dönemin zor koşullarındaki eğitimin niteliği ile günümüz Türkiye’si arasında olumsuz anlamda çok büyük farklar olması eğitimde nasıl gerilediğimizi net göstermektedir.
Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu zorlu koşullar ve uluslararası dinamiklerin etkisi sonucunda Köy Enstitüleri kısa süre içinde kapatılmıştır..
Köy Enstitüleri’nin kapatılması, Türkiye’nin çağdaş, laik ve bilimsel değerlerle buluşması ve aydınlanma sürecinin ciddi anlamda kesintiye uğramasına neden olmuştur. Geçmişte Köy Enstitüleri’ni kapatan ve yarattığı tüm olumlu izleri silmeye çalışanlar, bugün laik bilimsel eğitime savaş açarak, karma eğitim uygulamalarını kaldırmak isteyerek eğitim sistemini dinselleştirmeyi ve ticarileştirmeyi hedeflemekte, eğitim sistemini ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirmek istemektedir.Köy Enstitülerinin kurulmasında katkı sağlayan ve bu eğitim öğretim sürecinin aktarıcısı olan herkesi saygı ve rahmetle anıyoruz

.

TÜM EĞİTİM ÇALIŞANLARI DERHAL AŞILANMALIDIR.

              

 
BASINA VE KAMUOYUNA 09.04.2021
EĞİTİM ÇALIŞANLARI DERHAL AŞILANMALIDIR.
Milli Eğitim Bakanlığı’nca uygulanan, yerelliğin durumuna bağlı “yerinde karar” politikası, birçok kentteki eğitimciler için Covid-19’u büyük bir tehdit haline getirdi. vaka sayısındaki artıştan dolayı öğretmenler ve veliler tedirgin durumda.
MEB;Vaka sayılarının korkutucu boyuta ulaştığı bazı kentlerde valilikler, “İl hıfzıssıhha kurulundan karar çıkmadı” gerekçesiyle yüz yüze eğitimin devam etmesini istedi.
MEB öğretmenleri gözden çıkarmış durumda daha önceden öğretmenler öncelik sırasında denilmesine rağmen bırakın öncelik durumunda öğretmenlerin çok az kısmı ilk aşılarını yapmış durumda,geriye kalanlar hala risk içinde mesleklerini devam ettirmek zorunda kalıyor.“Tüm öğretmenler aşılacak” vaadine karşın halen yüz binlerce öğretmenin aşı sırasına alınmış değil.Bakan’ın beyanlarına göre kamuoyunda, “Öğretmenler aşılandı” gibi yanlış bir algı oluşmuş durumda,Öte yandan öğretmenlere aşı yetersizliğinden dolayı aşı yapılmamışken,futbolcuların öncelik sırasına alınması ve düzenli test ve aşı yapılması; öğretmenlere verilen önem’in ne kadar az olduğunuda göstermektedir. MEB’e soruyoruz?Öğretmenleri gözden mi çıkardınız? Artan vaka sayısını görmezlikten gelmek ölümleri de görmezlikten gelme anlamına geliyor Lakin bizler sadece öğretmenlerin değil Eğitim Öğretim İşkoluna bağlı memur,hizmetli,öğretmen,akademisyen tüm çalışanların olduğu gibi öğrenci ve velilerinde risk içinde olduklarını ısrarla belirtmek istiyoruz.Aşılamada geç kalınmış bir saat bile ölüme çağrı durumundadır.
Yıllardır MEB bütçeden ayrılan paranın azlığından bahsedilir.Maalesef 2021 bütçesi yapılırken TÖB SEN olarak Bütçenin yetersizliğinden bahsetmiştik,MEB’e yetersiz bütçe ayrılmasının yanında MEB’in bütçeyi kullanmada doğru bir planlama yapmadığından bahsetmiştik.Covid’te yüzyüze eğitime geçiş yapılması için ek bütçe’nin ayrılması gerektiği konusunda çağrıda bulunmuştuk.Bugün ek bütçe oluşturulmuş ve bu ek bütçe yüz yüze eğitim için harcanmış olsaydı daha sağlıklı bir eğitim öğretim sürecinden bahsetmiş olacaktık.Ek bütçe ile seyreltilmiş sınıf uygulaması,ihtiyaç duyulan kadro atamaları,maske ve hijyen malzemelerinin sürekli temin edilebilmesi gibi zorunlu olan ihtiyaçlar daha geniş bir alana yayılabilecekti.
Yüz yüze eğitimin nitelik kazanabilmesi için eğitim çalışanlarının güvenli yani sağlıklı bir ortamda olması zorunludur.Vaka sayısının hızla arttığı bir dönemde aşı planlamasının yeniden yapılması gerekmektedir.Zira Resmi verilere göre bugüne kadar 15 milyon'A yakın kişidir.Eğitim Çalışanlarına yapılan aşı ise 80 bindir.Aşı bekleyen öğretmenlerin büyük kısmı ne zaman aşı vurulacakları konusunda net bir tarihe sahip değiller.
MEB’İ UYARIYORUZ!
Süreç gittikçe daha riskli hale gelmiştir.
Bir an önce harekete geçip öğretmenlerin aşıları yapılmalıdır.Eğitim çalışanlarının aşılanmasına başlansa da süreç yavaş ilerlemekte olup bölgeler arası farklılıklar göstermektedir.Ayrıca 2.doz derhal tamamlanmalıdır.
Özellikle Taşra okullarında Maske ve hijyen malzemeleri konusunda sürekli ek takviyelerin yapılacağı bir düzenleme mutlaka planlanmalıdır.
Seyreltilmiş sınıf uygulamasında ısrarcı olunmalıdır.
Eğitim çalışanları daha fazla riske edilemez her ilde Milli Eğitim Müdürlükleri ve Sağlık müdürlükleri ile Valilik bu konuda planlama yapmalı planları uygulamaya koymalıdır.
MEB; Sağlık Bakanlığı ile koordineli olarak çalışarak il ve ilçe düzeyinde aşılanan öğretmen sayısı, vaka sayıları, karantinaya alınan sınıflar ve okullar konusunda haftalık olarak istatistik bilgileri kamuoyu ile paylaşmalıdır.
Sağlık Bakanlığı ile yapılabilecek bir planlama ile bu süreç hızlandırılmaldıır.Aksi takdirde ölümlerin sorumluluğunu üstlenmiş durumda sayılacaksınız.Tüm Eğitim çalışanlarına ve velilerimize sesleniyoruz aşı talebinizi ısrarla dile getiriniz.TÖB SEN üstüne düşen görevi yapmaya hazırdır.
Tüm eğitim emekçilerinin, öğrencilerimizin ve velilerimizin sağlıklı bir ortamda yüz yüze eğitime devam edebilmeleri için öncelikle aşının ve diğer tüm tedbirlerin bir an önce yerine getirilmesi konusunda mücadele edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Ayrıca belirtmek isterizki TÖB SEN olarak tam kapanma ile yoksul halk çocuklarının eğitim öğretimden yoksun kalacağıda ortadadır.Özel okullarda okuyan çocuklar eğitimlerine devam ederken kamu okullarındaki çocuklarımız eğitimlerini uzaktan eğitim süreci ile yürüttüklerinden dolayı fırsat eşitsizliğinide doğuracağı ortadadır.Talebimiz;öğretmenlerimizin bir an önce aşılanmasının sağlanması ve düzenli teste tabi tutulmalarıdır.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI(TÖB SEN) ADINA
MYK BAŞKANI DENİZ EZER

 

 

 

 

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN KALDIRILMASI KABUL EDİLEMEZ

BASINA VE KAMUOYUNA 20.03.2021
İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN KALDIRILMASI KABUL EDİLEMEZ
Daha önce defalarca canımıza kastedenleri koruyan, kollayan, türlü bahanelerle ceza indirimleri uygulayanlar. bu kez bizzat kendileri canımıza kastettiler. büyük bir sorumsuzluk,ile biz uyurken canımıza kast ettiler İstanbul Sözleşmesi tek taraflı yürürlükten kaldırıldı. Daha önce de belirttiğimiz gibi "söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var " şiarıyla mücadeleye devam edeceğiz
11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi (kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi), 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini taşıyan Sözleşme, bugüne kadar Türkiye dahil Avrupa Konseyi üyesi 20 ülke tarafından onaylanmıştır.Türkiye, Sözleşme'yi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalamış, 14 Mart 2012 tarihinde ise onaylamıştır.Bu sözleşme kadına yönelik şiddetin kısmende olsa önüne geçen ve kadın hakları konusunda kazanımları olan bir sözleşmeydi.Ne varki iktidarın kadın’ı sosyal yaşamın içinde bile var olmasından rahatsız olan çevrelerin istekleri üzerinden önce sözleşme yandaş basın ve medya tarafından kötü bir sözleşme olduğu algısı yaratılarak tartıştırılmış ve maalesef gece yarısı bir kararname ile kaldırılmıştır.Sözleşmenin kaldırılmasından anladığımız iktidarın ve çevresinde mevzilenen cemaatlerin kadına yönelik şiddet konusunda rahatsız olmadıklarıdır.Oysa Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye 153 ülkeden 130. sırada bulunuyor.Fail’i belli olmayan kadın cinayetleri dışında 2018 yılında 440 kadın,2019 yılında 474 kadın erkekler tarafından katledilirken 2020 yılında yine 300 kadın katledilmiş 171 kadında şüpheli şekilde ölü bulunmuştur.
Ülkede çocuk istismarı, çocuk gelinleri vakası , kadın katliamları sıradan hale gelirken her bir olay haline gelmişken sözleşmenin maddelerini uygulamada daha kararlı olunması gerekirken iktidar ve ortağının kadına reva gördükleri kazanımlarının ellerinden alınmasıdır.
SÖZLEŞMENİN AMACI
Kadınları her türlü şiddetten korumak, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak,
Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yolu dahil kadın ile erkek arasındaki temel eşitliği teşvik etmek;
Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek;
Kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmek;
Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak üzere bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliğini sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamaktır.
İstanbul Sözleşmesi Ne Değildir?
Sözleşmenin feshedilmesi için ortaya konan tartışmalar, iddialar doğru değildir. Sözleşme aile kurumu hakkında görüş/fikir bildirmez. Sözleşme ithal değildir. Sözleşme tepeden inme değildir. Sözleşme toplumu cinsiyetsizleştirmeyi amaçlamaz. Sözleşme belli bir cinsiyet, cinsel yönelim hakkında kanaat/görüş/ikna sunmaz. Sözleşme cinsiyeti bozmaz. Sözleşme aile içi şiddeti artırmaz. Sözleşme, şiddeti ve kadın cinayetlerini çoğaltmaz.
Sonuç olarak ;Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen Sözleşme, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı da yasaklamaktadır.Bu yüzden kazanım olan İstanbul sözleşmesi yok sayılamaz ve kaldırılması kadınlara yönelik şiddeti teşvik etmektir.
Ayrıca; Anayasa’nın 11. Maddesi uyarınca, İstanbul Sözleşmesi hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Sözleşmeden TBMM onayı alınmadan, tek başına Cumhurbaşkanı isteğiyle kolayca çıkılamaz. Ayrıca sözleşmeden çekilme hamlesi, iktidarın ülke içi antidemokratik, laiklik karşıtı, yapboz politikalarından da bağımsız değildir.
Birkez daha belirtmek isterizki;Sözleşme olsun olmasın Erkek egemen;gerici,feodal kapitalist düzenine karşı her türlü baskı, şiddet, sömürü, cinsel tacize, işkenceye karşı direneceğiz ve haklarımızı sonuna kadar savunacağız.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI
KADIN KOMİSYONU ADINA
SEVGİ PAŞA ALBAK

İLKSAN LAĞVEDİLMELİDİR!

 

İLKOKUL ÖĞRETMENLERİ SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM SANDIĞI (İLKSAN) LAĞVEDİLMELİDİR!
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve dönemin MEB İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç kuruculuğunu üstlendiği İLKSAN 13.01.1943 yılında kurulmuştur.
İLKSAN’ın Kuruluş ilanında ;’’…Öğretmenlerden hastalananlara, evlenenlere, çocuk doğuranlara, çocuklarını okutacaklara, ölenlerin ailelerine yardım etmek ve geçinme yükünü hafifletmek, sağlık ve sosyal yardımla ilgili konularda öğretmenleri birbirlerine yardım edici duruma getirmek gayesini güden bu Sandığın teşkili faydalı ve zaruri görülmüştür…” şeklinde bir ifade ile İLKSAN’ın neden kurulmak istendiği açıklanmıştır.
2012 yılında İLKSAN üyeliği bir mahkeme kararı ile isteğe bağlı hale gelmişti. Ancak acılan dava neticesinde, Anayasa mahkemesi 29/11/2017 tarih ve 2017/160 nolu kararıyla hükmü iptal ederek üyelik durumunu isteğe bağlı halden zorunlu hale getirmiştir. Yani bu haliyle İLKSAN üyeliği yasal olarak zorunluluğunu devem ettirmektedir.
4357 Sayılı kanun gereğince Sandığın idare ve işleyişini düzenleyen temel metin olan Ana Statüyü ve bu Ana Statüye dayanılarak hazırlanan Yönetmelikleri yürüten asli mercii Milli Eğitim Bakanıdır.
Başlangıçta öğretmenleri n bir arada olmasını ve yaşamın zorlukları karşısında dayanışma içinde yaşamaları için kurulan ilksan zaman içerisinde amacından uzaklaşarak şeffaflık ilkesine aykırı yönetilmeye başlanmıştır.Dayanışma için kurulan İLKSAN zaman içinde ticaret faaliyetlerinde bulunan bir ticari işletme haline dönüşmüştür.Ticari faaliyetlerle birlikte pastası büyük olan bir işletmeyi yönetmek için her türlü ayak oyunlarının oynandığı bir ortama dönüştü. Yönetim organlarına kimlerin, nasıl geldiği konusu ve aldıkları ücret İLKSAN’ın geldiği konum kuruluş amaçlarından uzaklaştığını göstermektedir.
İLKSAN KAPATILMALIDIR.
1.Kuruluş amacında, defter fabrikası, otel işletmeciliği, araba satışı, ticari faaliyetler olmadığı halde, adı sürekli yaptığı ticari faaliyetler ve yolsuzluklarla anılan İLKSAN'ın yönetim ve işleyişi ile ilgili olarak yaşadığı sorunlar bitmek yerine sürekli olarak artmakta, bu durumdan da en fazla İLKSAN üyeleri zarar etmektedir" dedi.
2.Üye öğretmenlerin maaşlarından kesilen yüzde 2 zorunlu ödentileri ile birimlerinden oluşan İLKSAN'ın yıllardır anti demokratik ana statüsü nedeni ile üyelerin her türlü denetimine kapalı tutulmuştur.Kapalı ilişkilerin ve anti demokratik işleyişin hakim olduğu tüm kurumlara bulaşan sorunlar uzun dönemden bu yana İLKSAN'da da yaşanmaktadır. İLKSAN'da değişik dönemlerde farklı boyutlarda yolsuzlukların yaşandığı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Örneğin 11 Haziran 2004’te üyelerinden gizli İLKSAN'ın 11 milyon lira değerindeki bir arsayı 5 milyon’a TOKİ’ye devrettiği ortaya çıkmıştı
3. İLKSAN bu haliyle sürekli zarar eden, kamuoyunda yolsuzlukları ile tartışılan ve üyelerini hiç bir sürece katmayan bir kuruluş durumundadır.
4.Kuruluş felsefe ve amaçları (Cumhuriyetin ilk dönemlerinde İlkokul öğretmenlerinin maaş, ücret ve diğer özlük hakları, genel bütçe dışında özel idareler eliyle yürütülmüştür. Bunun yanında aynı dönemlerde, gerek kamuda gerekse özel sektörde çalışanlar açısından standart bir sosyal güvenlik sistemi de bulunmamaktaydı ) artık günümüzde işlevselliğini kaybetmiştir. Amacın işlevsiz kalması kurumun lağvedilmesini gerekli kılar.
TÖB SEN olarak taleplerimiz
1. İLKSAN ‘’tüm malvarlığının ve sandığın tüm nakit parasının’’ üyelerine bölüştürülüp lağvedilmelidir.
2. İlksan üyelerinden talebimiz bu haliyle ;şeffaf olmayan ve üyelerine hesap vermeyen yönetimlerin seçileceği İLKSAN seçimlerinin boykot edilmesidir.
 
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU
 
 
 
 
 

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNDE ALANDAYDIK

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                              08.03.2021

KADINLAR MÜCADELEYLE ÖZGÜRLEŞECEK!

"söyleyecek sözümüz,değiştirecek gücümüz var"

Dokuma işçisi kadınlardan günümüze 8 Mart "Dünya EMEKÇİ Kadınlar Günü; Emeğimizi sömüren düzene  karşı direnisimizin sembolüdür.Direnen tüm emekçilerin bir kez daha saygıyla anıldığı gündür. Mücadelelerine , çektikleri acılara, bedeller ödeyerek kazandıklarına selam çakmaktır. Kavgayı daha da ileri taşımaktır

      Selam olsun; 8 Mart’ı direnişlerde yaşatan yiğit kadınlarımıza selam olsun, yarınların özgür ve adil günlerin müjdecisi kadınlarımıza.Tarlada, evde, fabrikada, okulda, emeği sömürülen, yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe mahkûm edilen emekçi kadınlara,Türkiye’nin dört bir yanında direnen tüm işçi, emekçi kardeşlerimize,Selam olsun!

       8 Mart 1857'de, New York'ta, 40.000 dokuma işçisi , çalışma saatlerinin kısaltılması, insanca yaşam koşulları, daha iyi ücret için greve gider.  Polisin işçilere saldırması, işçilerin kendilerini fabrikaya kilitlemesi ve ardından çıkan yangında 129 dokuma işçisi kadın diri diri yanarak yaşamını yitirir.

Bu olayın etkileri ve hak arayışlarının devamı neticesinde 8 Mart’ın Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan eder. Bu tarihten itibaren 8 Mart, direnen bütün emekçiler için bir şiar olur.

Bizler, yüzyıllardır kapitalizme ve feodal erkek egemen, gerici sisteme karşı mücadele ediyoruz. Mücadelemizin bugün geldiği yer, haklarımızı alana kadar alanlarda olma kararlılığımız, 164 yıl önce New Yorklu dokuma işçisi kadınların yaşamları pahasına başlattığı isyanın bir mirasıdır. Biz bu mirası evlerde, işyerlerimizde ve sokaklarda büyüterek sürdürüyoruz.

164 yılda pek çok şey değişti. Ama hala, ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkların neden olduğu ne varsa en ağır biçimiyle bizler yaşıyoruz. Bir yanda güvencesizliğin, yoksulluğun ve işsizliğin; diğer yanda yok saymanın, ırkçılığın meşru kıldığı şiddetin etkilerine doğrudan biz maruz kalıyoruz. Ama 8 Mart’larla bugüne taşınan ve geleceğe taşınacak mücadelemiz ve kararlılığımız tüm bunları alt edebilecek, bir alternatif yaratacak güçte olduğumuzu gösteriyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KALDIRILAMAZ

Sadece geçen yıl 300 kadın öldürüldü 171 kadının ölümüde şüpheli bulundu.Geçtiğimiz 2 ayda 37 kadın öldürüldü.İstanbul Sözleşmesi, tek başına yeterli olmasa da kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açıldığı günden bu yana maalesef siyasiler tarafından tartışılmış ve iktidar bu sözleşmeyi dönem dönem  tartışmaya açmıştır.

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği,  kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.

Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen Sözleşme, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı da yasaklamaktadır.Bu yüzden kazanım olan İstanbul sözleşmesi yok sayılamaz ve kaldırılamaz.

   Kadın sorununu yaratan, insan emeğinin sömürüsü üzerine kurulu sistemin kendisidir. Ve bu sistem sömürürken cins, ırk, din, dil ayrımı yapmamaktadır.                                          

    Bu yüzden biz diyoruz ki; kadın sorununa ve kadın mücadelesine sınıfsal bakmak zorundayız. Kadın sorununu sadece erkeğin sömürüsüne, ev köleliğine, cinsel tacize, namus cinayetlerine indirgemek; mücadeleyi sadece kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması, miras paylaşımında eşitlik, kızların okutulması ekseninde örgütlemek, sınıf mücadelesinden kopmaktır. Bu mücadele anlayışı kadını asla özgürleştirmez. Kadını   özgürleştirecek olan, sınıf temelli örgütlü mücadeledir.     

   Kadın; tüm ekonomik, feodal, kültürel, siyasal baskılara karşı çıkarak; düzenin dayattığı statüleri, kendisine uygun gördüğü kalıpları yıkarak; düzene karşı kendi iradesini hakim kılarak, hayatın her alanında söz ve karar hakkını söke söke kullanarak sisteme karşı dişe diş vereceği mücadeleyle özgürleşecektir.                                                                                                                 

    Tıpkı Nazi faşizmine başkaldıran Tanya gibi. Tıpkı devrimci düşüncelerinden dolayı yoldaşı ile birlikte katledilen Rosa Lüxemburg gibi. Tıpkı “ Kadının özgürlüğü, tüm insanlığın özgürlüğü gibi, yalnızca emeğin, sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla olacaktır.”diyen Clara Zetkin gibi. Tıpkı Filistin direnişinin simgesi Leyla Halid gibi.Her emek direnişinde bende varım diyen6 gün önce kaybettiğimiz Sayıştay hakimi Perihan Pulat gibi

Bizler, güvenceli iş güvenceli gelecek istiyoruz.  Emeğimiz, özgürlüğümüz için, adalet istiyoruz. Kadın, mücadeleyle özgürleşecektir. Kadın, en az onun kadar sömürülen, şiddete uğrayan, işsiz bırakılan erkek yoldaşlarıyla omuz omuza vereceği mücadeleyle özgürleşecektir. 

Kalûbeladan beri zulüm ve zalimler hep vardı .Bir de bu zalimlere karşı var gücüyle direnen yürekli ,onurlu emekçiler vardır ve hep var olacaklardır.

    Hem ne demiş şair "Bitmedi sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek...."Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de YARINLAR İÇİN DİRENENLER" diye de eklemiş.

Erkek egemen;gerici,feodal kapitalist düzenine karşı  her türlü baskı, şiddet, sömürü, cinsel tacize, işkenceye karşı direnişleri sürdüren kadınlara ve   Tarih boyunca zulme karşı gelmiş ve halen gelen tüm direnişçilere saygılarımla

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü! Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI KADIN KOMİSYONU ADINA

SEVGİ PAŞA ALBAK

 

 

Büyük Usta YAŞAR KEMAL'i saygı ve özlemle aniyoruz..

Büyük Usta YAŞAR KEMAL'i ölümünün 6.yılında saygı ve özlemle anıyoruz.Bizlere bıraktığı bütün eserler için sonsuz teşekkürler...

20.000 ATAMA KABUL EDİLEMEZ!

BASINA VE KAMUOYUNA 22.02.2021
MEB ÖĞRETMEN ATAMA TAKVİMİNİ YAYINLAMALIDIR,20.000 ATAMA KABUL EDİLEMEZ!
Milli Eğitim Bakanlığı 2021 yılın öğretmen ataması için şuana kadar herhangi bir atama takvimi ve atama sayısı yayınlamamıştır. Bazı bölgelerde 25 şubatta eğitim öğretime başlanırken 1 mart itibariyle tüm yurtta eğitim öğretim süreci kısıtlıda olsa yüz yüze eğitim süreci başlayacaktır.
Korona virüsten dolayı online eğitime devam eden öğretmenler, yüz yüze eğitim başladığında okula giderek eğitim veriyordu. Okulda eğitim verildiği süreçte 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olan öğretmenlerin okula gelmemesinden dolayı oldukça çok öğretmen açığı olduğunu hepimiz biliyoruz. Sayıştay'ın açıkladığı rapora göre kurum bazlı yaklaşık 138 bin öğretmen açığı bulunuyor.
Bu ihtiyaçların karşılanması ve öğrencilerin mağdur olmaması için 2021 yılında öğretmen atamalarının acil olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk konuya ilişkin yaptığı en son açıklamada "Çok net bir tarih vermek mümkün değil ama çok uzun süreceğini sanmıyorum" demişti. Yine Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK Öğretmen ataması kontenjanları ihtiyaçlara göre şekillenecektir, Milli Eğitim Bakanlığı, kendi ihtiyaçlarını istatiksel olarak ortaya koyduktan sonra bunu Maliye Bakanlığı ve ilgili kuruluşlarla görüşeğiz demişti.
ÖĞRETMEN ATAMALARINDA İHTİYACI KARŞILAYACAK KADAR ATAMA İSTİYORUZ.
2019 Sayıştay raporuna göre Türkiye genelinde 138 bin 393 öğretmen ihtiyacı olduğu ortaya çıkmıştır.Dolayısıyla konuşulan atama sayısı atama bekleyen öğretmenlerimizi hayal kırıklığına uğratacağı gibi ihtiyacı karşılayamacağıda ortadadır.Zira konuşulan rakam 20.000 atamanın olacağıdır.Sayıştayın raporunda bahsettiği rakamın çok altında olan atama kontenjanını kabul etmeyeceğimizi belirtir bakanlığa özellikle salgından dolayı eğitim öğretim sürecinin aksamasından kaynaklı sorunların hızla aşılması konusunda yeterli öğretmen atamasının yapılmasının zorunlu olduğunu da hatırlatmak isteriz.
Öte yandan 2020 Eğitim Bilimleri sınavına 432 bin 753 kişinin başvurduğu göz önünde bulunudurulursa,her yıl çığ gibi artarak büyümeye devam eden ataması yapılmayan öğretmen sayısındaki artış son derece dikkat çekici bir hal almıştır.600.000 yakın ataması yapılmayan öğretmenlerin bulunduğunu da ifade etmek isteriz.Bu rakamlar göz önüne alınırsa en az 100 bin atama talebinin doğru olacağıda görülecektir.Bütçe konusuna gelince; Milli Eğitim Bakanlığı'na verilen 146 milyar 920 milyon bütçe nedeniyle şubat- mart döneminde 60 bin atamanın önünde hiçbir engel yoktur,Unutmayalım ki 2012 yılında 39 milyar bütçeye karşın 56 bin öğretmen ataması yapılmıştır.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÜCRETLİ ÖĞRETMEN YOLUYLA İHTİYACI KARŞILAMAYA ÇALIŞMAKTADIR.
Öğretmen açığını gidermek için ücretli öğretmenlik yoluna başvuran MEB’in eğitimde önemli olan sürekliliği ve eğitimin niteliğini görmezlikten geldiği gibi yaşam standartlarının çok altında öğretmen çalıştırarak verim sağlayacağını düşünmesi gerçekçi değildir. 2018 yılında alınan ücretli öğretmen sayısının 63 bin 656, 2019 yılında 76 bin 605,geçtiğimiz yıl 2020 yılında 80 bin 583 ücretli öğretmen çalıştırılmıştır.Her geçen yıl ücretli öğretmen artışının olması bize ücretli öğretmenlik artık bir ihtiyaç olmaktan çıkıp MEB’in eğitim politikası halini aldığını göstermektedir Atama bekleyen yüz binlerce öğretmen varken ücretli öğretmenliğin son bulması; hem eğitim sistemi adına hem de atama bekleyen öğretmenler adına büyük bir adım olacaktır.Ücretli öğretmen olarak atanan arkadaşlarımızın okulda yaşadıkları sorunlar ve Milli Eğitim Bakanlığından gördüğü ücret ayrımcılığı ile alakasız bölümlere alakasız branşların yerleştirilmesi bu uygulamanın geri bildiriminin olumsuz olduğu ortadadır.
TÖB SEN OLARAK MEB’E ÇAĞRIMIZDIR.
1.Salgın dönemlerinde Eğitim Öğretim sürecinin aksamasından dolayı öğrencilerde ve eğitim sürecinde yaşanan kayıpların telefasi uzun sürecektir.Bu kayıpların erken giderilmesi için ihtiyacı karşılayan öğretmen atamasının yapılması zorunludur.
2.Ataması yapılmayan yaklaşık 600.000 öğretmen vardır.Her yıl eğitim fakültelerinden gelecek mezunları da düşünürsek bu birikmenin önüne geçecek sistelimli ve planlı bir atama sürecinin yapılmasıdır.Yine hatırlatmak isterizkği Sayıştayın raporuna göre 150.000 norm kadro ihtiyacı vardır.
3.Eğitimde tasarruf olmaz dolayısıyla maliye bakanlığı bu atama sürecinde MEB’e uygun bütçeyi sağlamak durumundadır.Yine hatırlatmak isteriz ki Milli Eğitim Bakanlığına 2021 yılı için 146 milyar 920 milyon bütçe verilmiştir.
4.Yukarıda belirttiğimiz gibi ücretli öğretmenlik yoluyla ihtiyacın karşılanması uygulamasına son verilmelidir.2020 yılında;80 bin 583 sayısına ulaşan ücretli öğretmenliğin kaldırılması yerine kadrolu öğretmen atamasının yapılması gerekmektedir.
5.Atama yapılacak öğretmen sayısı kadar kadroların branşlara adaletli dağıtılması zorunluluktur.2020 yılında yapılan atamaların dağılımında 24 branşa sadece 227 kadro verilmesi plansızlık olduğu kadar adaletsiz bir dağılımdır.
5.3600 ek gösterge derhal verilmelidir.Unutmamak gerekir ki 3600 ek göstergenin verilmesi durumunda 80 ile 100 bin arasında öğretmenin emekli olacağı tahmin edilmektedir buda kadro açığı ortaya çıkaracaktır.
6.Özellikle doğu bölgelerimizde köy okullarının hepsinin açılması,birleştirilmiş sınıf uygulamasının kaldırılması,Eğitim Öğretim’in kalitesini artıracağı gibi öğretmen ihtiyacını konusunda gerçek veri’yi verecektir.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI ADINA
GENEL BAŞKAN DENİZ EZER

HERHANGİ BİR SENDİKAYA ÜYE VEYA SENDİKASIZ ,BU TALEBE DESTEK VER!

HANGİ SENDİKADAN OLURSANIZ OLUN VEYA SENDİKASIZ 3600 EK GÖSTERGE TALEBİMİZE BİR İMZA İLE DESTEK VER!
24 Haziran seçimleri öncesi alanlarda ‘'Bir müjde vermek istiyorum. Polislerimizin, öğretmen ve hemşirelerimizin, din görevlilerimizin ve diğer idarecilerimizin emeklilik ek göstergelerini 3600'e çıkaracağız” vaadinde bulunan siyasi iktidar ve bunun propagandasını yapan yandaş sendika iş pratiğe geçince sessiz oluyorlar. 3600 ek gösterge vaadini yerine getirememiş,bu söylem sadece seçim meydanlarında verilmiş bir vaad olarak kalmıştır.
Bizler vaad değil icraat istiyoruz. Kamu çalışanlarının ekonomik ve özlük haklarında yapılacak düzenlemeler yasa gereği toplu sözleşme ile belirlenmesi gerekirken, mevcut sendikaların tavrı ve yandaş sendikanın siyasi iktidara göre kendini dizayn etmesi bu taleplerin gerçekleşmesine engel olmuştur. Gelir ve ücretlerimizdeki erimenin karşılanması için sendikamız TÖB SEN kurulduğu ilk ay’da (haziran 2020) maaş zammı ve 3600 ek gösterge talepli alan açıklaması yapmış ve görsellerle bu talebi sürekli gündemde tutmaya çalışmıştır.Fakat medya sadece 4 sendika üzerinden haber yaparak bu açıklamaları görmezlikten gelmektedir.İktidarın öğretmenleri 4 sendika üzerinden dizayn etmesidir.Öğretmenin haklarını savunmayan 4 sendika’ya bakarak sendikalar işe yaramıyor diyemeyiz.Üyemiz olun taleplerimizi yüksek sesle haykıralım!Bizler hakkımız olan taleplerimizin siyasiler tarafından görmezlikten gelinmesine karşı sessiz kalmayacağız.
EĞİTİM ÇALIŞANLARININ TALEPLERİ SEÇİM MALZEMESİ YAPILAMAZ.
Ek gösterge, devlet memurlarının aylık brüt ücretlerinin, emekli aylıklarının ve emekli ikramiyelerinin belirlenmesinde temel unsurlardan bir tanesidir. Ek gösterge 3600 olması durumunda bir memurun alacağı zam oranı ya da maaş miktarı göstergesi, emekli ikramiyesi ve emekli aylığı belirgin bir şekilde artacaktır.
3600 ek göstergenin öğretmenlerin sosyal ve ekonomik yapısını düzeltmesinin yanı sıra, atamalarda, özlük hakların iyileşmesinde ve emeklilik açısından önemli sonuçlar ortaya çıkaracaktır. AKP seçim beyannamesinde yer alan ve MEB’in büyük bir sevinçle ilan ettiği ‘öğretmenlere 3600 ek gösterge’ konusunda,iktidarı, vaatlerinde ne kadar samimi ve dürüst olduklarını ispat etmeye davet ediyoruz.
Ek göstergelerin 3600’e yükseltilmesi, görece kamu çalışanlarının durumlarında bir iyileştirmeye neden olacak bir düzenleme gibi görülse de ayrıca taban aylıklarda da artış yapılması gerekmektedir.
Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası olarak taleplerimiz:
1.Daha önceden seçim vaadi olan 3600 Ek Gösterge tüm eğitim çalışanlarına verilmelidir.
2.3600 Ek göstergenin yanında taban maaş artışı yapılmalıdır.(en az %21)
3.Gelir vergisi dilimi % 8-10 arasında sabitlenmelidir.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI

“BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİNİN YANINDAYIZ

“BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİNİN YANINDAYIZ,GÖZALTILAR SERBEST BIRAKILSIN. “
Daha önceden AKP'den milletvekili aday adayı olmuş Prof. Dr. Melih Bulu'nun Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak atanmasına yönelik ögrecilerin protestolarina karşı öğrencilere polis ablukasını,universite kapılarına kelepçeyi reva gören anlayışı onun rektörden çok iktidarın hizmetkarı olduğunu göstermiştir.Zira atama yoluyla rektör olanların iktidarın verdıği görev ve misyonu yerine getirmek için atandıklarını diğer üniversitelerdeki uygulamalardan biliyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin 4 ocak tarihinde "KURUM DIŞI VE ATANMIŞ REKTÖR İSTEMİYORUZ" şeklinde gerçekleştirdikleri eylemde polis kampüs kapısına kelepçe vurarak,tarihe kara bir leke olarak geçecek bir fotoğraf ortaya çıkmıştır.Bu kelepçelenmiş kapıda verilen mesaj; üniversitelerdeki demokratik,bilmsel ve akademik eğitimi savunanlara karşı savaş ilanıdır.Zira aynı gün erken saatlerde 22 öğrenci evlerinin kapıları kırilarak gözaltına alınmıştır.
Prof. Dr. Melih Bulu’nun daha önce AKP’de birçok kez görev almış olması ve 2015’te AKP’den İstanbul 1. Bölge milletvekili aday adayı olmasınin yanında Bulu’nun kurum dışı bir öğretim görevlisi olması da ögrencilerin tepkileri arasinda ,öğrenciler ve öğretim görevlileri bu durumu haklı olarak "kayyum atama"" şeklinde ifade ediyor.
Bilinmesi gerekirki Boğaziçi Üniversitesi’ne 1980 Darbesi rejiminin hüküm sürdüğü dönemden beri ilk kez okul dışından bir rektör ataması yapıldı. TÖB SEN olarak “Akademi, ideolojiler üstü bir oluşumdur; ancak üniversite mensuplarının iradesinin hiçe sayılarak üniversitemize bir rektör atanması politiktir.Biz Boğaziçili öğrenciler olarak, üniversitemizin ilkelerine ve kültürüne binaen, üniversitemizin özerkliğinin; kişiliğine ve geçmişine bakılmaksızın tepeden atanan herhangi bir akademisyen ile değil, üniversite mensuplarının yaptığı demokratik yollarla belirlenen bir rektör seçimiyle sağlanacağını savunuyoruz,şeklinde açıklama yapan öğrencilerin ve
Üniversitemizin akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden bu uygulamayı kabul etmiyoruz diyen Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyelerinin yanında olduğunuzu belirtmek istiyoruz.Iktidar bu tavır ve yöntemden derhal vazgeçmelidir.
Ayrıca Rektör seçimleri ile ilgili 2016 yılında Khk'lar ile yapılan düzenlemeler ve 2018'de Rektör seçiminin Cumhurbaşkanınin insiyatifine bırakılması bu tartışmaların temeli olduğundan dolayı anti demokratik olan bu uygulamalar kaldırılmalı Rektör'ün Öğretim Üyeleri tarafından seçilmesini sağlayacak yönetmelik geri gelmelidir.
TÖB SEN olarak, iktidar'ın sadık hizmetkari haline gelen rektörlere ve bu uygulamalara karşı herkesi demokratik mücadeleye davet ediyoruz.
AKADEMİ BİAT ETMEYECEK!
GÖZALTILAR SERBEST BIRAKILSIN!
TÜM ÖGRETMENLER BİRLİGİ SENDİKASI

YOKSULLUK SINIRI ALTINDA BELİRLENEN ASGARİ ÜCRET KABUL EDİLEMEZ!

 

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                                  28.12.2020

YOKSULLUK SINIRI ALTINDA BELİRLENEN ASGARİ ÜCRET KABUL EDİLEMEZ!

Asgari ücret işçilerin alması gereken en az ücreti ifade eder.Dolayısıyla ülkemizde asgari ücretle geçinen çalışan sayısı % 50’ye yakın olduğu düşünülürse önemli bir konudur. Komisyon bugün  28.12.2020 tarihinde toplanarak asgari ücret’i  2 bin 825 TL belirlemiştir.Bu kesinikle kabul edilecek bir rakam değildir.İnsanca bir yaşama uygun bir ücret belirlemeyen komisyon tarafının işçilerden yana olmadığını bir kez daha göstermiştir.Parasal değer olarakta aslında bir artışın olmadığı işçinin alım gücünde artışın  olmadığı ortadadır.Geçen yılın asgari ücretinin dolar karşılığı 390 iken yeni belirlenen asgari ücretin dolar karşılığı 377’dir.

Asgari ücret neden önemli? Tüm çalışanların aldığı işsizlik ödeneğinden,asgari geçim indirimine , Genel sağlık sigortasından yararlanmak için uygulanan yoksulluk testinden,emekli aylıklarına, sosyal güvenlik primlerinin alt ve üst sınırlarından engelli ve yaşlılık aylığına kadar pek çok süreci doğrudan etkileyen bir ücrettir. Dolayısıyla Türkiye’de asgari ücret sadece bu ücret karşılığında çalışanları değil, emeği ile geçinen tüm emekçileri yakından ilgilendirmektedir.

Asgari ücretin tespit sürecinde işçilere verilen değeri de görmüş olduk. Enflasyon rakamlarının altında ezilen işçilerin pandemi bahane edilerek açılan paketler sonucunda iş güvencesinin ellerinden alındığı ve sigortasız bir ortamda çalıştırıldıklarına hepimiz şahit olmuş durumdayız.Kıdem tazminatlarına yönelik saldırılar bir yana ‘’kuru ekmek yiyorlarsa aç değillerdir.’’ deme hakkına sahip olduğunu düşünen bir asgari ücretten 10 kat fazla ücret alan,iktidarı temsil eden milletvekillerin olduğu bir ortamda insanca bir yaşam için ücret belirlemeyecekleri de ortadadır.

ASGARİ ÜCRET BELİRLEME KOMİSYONU YOK HÜKMÜNDEDİR.

25 bin'e yakın maaş alan Milletvekilleri,maaşı bu kadar yüksekken, asgari ücretin düzeyi belirlenirken konuşmaları ayrıca traji komik bir durumdur. Asgari ücreti belirleyenler;Aylık geliri 80 bin lirayı bulan Türk-İş başkanı, 30 bin liralık maaş alan çalışma bakan, birkaç maaş alan sadece insan kaynakları direktörlüğünden 18 bin liralık maaşıyla TİSK başkanı.Öte yandan buna müdahil olan patronlar Türkiye’nin en zengin 100 kişisinin en tepesinde yer alan 60 kişiye bakarsak da, servetleri milyar dolarlarla ölçülüyor. 83 milyon nüfusa sahip bu ülkede, sadece 100 kişi, toplam 100 milyar dolardan fazla bir serveti elinde tutuyor. Bu 100 kişi, asgari ücretin kendisini doğrudan ilgilendirdiği 25-30 milyon insana ''fedakarlık yapın'' diyor ve onların günlük harçlıklarından bile az olan paraya razı olun diyor.Yani TUİK’in önerisiyle ücretin 2 bin 792 olması isteniyordu.Orta oyunu şeklinde geçen görüşmeler sonunda açlık sınırının altında bir rakam olan 2.825 tl belirlenmiş bir kez daha %50’ye ulaşan asgari ücretle geçinen emekçiler hayal kırıklığına uğramıştır.

2021 yılında Memur maaşlarının komik bir biçimde yüzde 3+3 oranında artmasına imza atan yandaş sendika gibi kurum ve kuruluşlar emekçilere ihanet etmek dışında bir şey yapmamaktadır. Gerçeklikten uzak istatiksel verileri uyduran ve gerçek rakamları manipüle etme görevi verilen TÜİK vs. gibi kurumlardan gelen teknik rakamlardan çıkarılacak aritmetik bir çıkarım Asgari ücreti doğru göstermez.

Asgari ücret “geçim ücreti” değildir. Dolayısıyla iktidarın yarattığı bu algıyıda kabul etmemek gerekir. Mutfak enflasyonunun yüzde 40’ları geçmiş durumdadır . Türk lirası dolar karşısında sürekli değer kaybederken maaşlar erimiş, alım gücü düşmüştür.2020 yılının birinci döneminde önceki yılla karşılaştırıldığında elektrik yüzde 32,3 doğalgaz 34,7 zamlanırken Asgari ücrete %21.56 oranında zam yapılmasını kabul etmek vicdani değildir.

Yıllar boyunca işçinin  ailesinin,çocuklarının hesaba katılmadığı bir hesaplama ile asgari ücret dayatması yapılmış insanca yaşamaya yetecek bir ücret sunulmamıştır.Patronların talepleri ön planda tutulmuş insanca yaşamaya yetecek bir ücret talep eden işçiler işsizlikle tehdit edilmiştir.

TÖB SEN OLARAK DİYORUZKİ;

Çay-simit hesapları ile milyonlarca çalışanla adeta dalga geçenler ;ülkemizi sarsan pandemi ile işsizliğin, yoksulluğun gittikçe daha fazla derinleştiği günümüz koşullarında;milyonları bulan emekçiler için insanca bir ücret belirlemeyen Komisyon lağvedilmeli ve işçilerin talepleri doğrultusunda yeni bir ücret belirlenmelidir.

Sendika hakkı tanınmayan,sağlık güvencesi olmayan ,günlük 10-12 saatlik sürelerle çalıştırılan işçilere yoksulluk sınırının 8.000’e yaklaştığı ,açlık sınırının 3.000 olduğu günümüz koşullarında insanca yaşamak için ücret vermek işçilerin hakkıdır.TÖB SEN olarak sınıf dayanışması ruhuyla işçi sınıfının yanında olmaya devam edeceğimizi belirtitir.

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI YÜRÜTME KURULU

OHAL KOMİSYONU 1 YIL UZATILDI

OHAL KOMİSYONU 1 YIL UZATILDI.

 

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kurulan OHAL Komisyonu’nun süresi 1 yıl daha uzatıldı. 2017 yılında kurulan komisyon onbinlerce dosyayı incelemeyi 3 yıldır bitiremedi.Söz konusu uzatma kararı 7075 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi gereğince verildi.

15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL kapsamında 685 sayılı KHK ile OHAL inceleme komisyonu kuruldu.OHAL komisyonu 2017 yılının Eylül ayında çalışmalarına başladı.Geçen yıl da aynı dönemde komisyonun görev süresi uzatılmıştı.

 Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde yayımlanan 37 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 100 bini aşkın kamu emekçisi kamu kurumlarından ihraç edildi.

7075 sayılı Kanun ile kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu,OHAL kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile kamu görevinden çıkarma, yurtdışı öğrencilikle ilişiğin kesilmesi, emekli personelin rütbelerinin alınması ve kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin başvuruları değerlendirip karara bağlama görevini yürütüyor. Mahkemelerin yerine karar verme yetkisi verildiği de söylenebilir

 Olağanüstü hal kapsamında yayımlanan KHK’lar ile 125.678’i kamu görevinden çıkarma (3.213 rütbe alma, 270 yurtdışı öğrencilikle ilişiği kesilme, 2.761 kurum ve kuruluş kapatma) olmak üzere toplam 131.922 işlem gerçekleştirilmişti.

02/10/2020 tarihi itibariyle Komisyona yapılan başvuru sayısı 126.300 . Komisyon tarafından verilen karar sayısı 110.250 , incelemesi devam eden başvuru sayısı 16.050’dir.

 22 Aralık 2017 tarihinden itibaren karar verme sürecine başlamış olan Komisyon tarafından, 02/10/2020 tarihi itibariyle verilen karar sayısı (12.680 kabul, 97.570 ret olmak üzere) toplam 110.250’dir. Kabul kararlarından 60’ı kapatılan (dernek, vakıf, öğrenci yurdu, televizyon kanalı, gazete) kuruluşların açılmasına ilişkindir. Buna göre, Komisyonun karar vermeye başladığı tarihten itibaren toplam başvuruların yüzde 87’si hakkında karar verilmiş bulunmaktadır.

 126.300 dosyanın yüzde 90’nından fazla kişi hakkında sonuçlanmış hiçbir mahkeme kararı yok.Bu durum  haksız hukuksuz yere  ihraç edilen ve mağdur edilen kamu emekçilerinin oldukça fazla olduğunu göstermektedir. Haklarında herhangi bir mahkeme kararı olmadan işlerinden edilen kamu emekçileri hakkındaki kararın bir komisyona verilmesi ne hukukidir ne de demokratik ülkelere özgü bir yöntemdir. Ayrıca vicdani değildir.

 Vicdani değildir çünkü; örneğin haksız hukuksuz yere ihraç edilen insanların eğitim görme hakları ellerinden alınmış,bu kişiler bankalarda hesap dahi açtıramamakta, çalışma ruhsatları ve diplomaları kısıtlanmış, sigortalı güvenceli çalışma ortamları ellerinden alınmıştır bu ne vicdanidir ne de insani değildir.      

Sonuç olarak; Komisyonun çalışma, usul ve esaslarının çok muğlak olup, hiçbir şekilde şeffaf olmamakla birlikte denetlenmemektedir..Kişilerin Savunma hakkı yok ve bu şekilde çok ağır giden bir süreç işliyor. Bu komisyonunun olması bile uluslararası sözleşmelere ve anayasaya aykırıdır. Dolayısıyla bu komisyonun kaldırılmasını sürecin bağımsız mahkemeler tarafından yargı eliyle yürütülmesini ve reddedilen dosyalar dahil geriye kalan tüm dosyaların yargıya devredilip değerlendirilmesin talep ediyoruz.

 

Haklarında herhangi bir suç işlediğine dair neticelenmiş bir mahkeme kararı olanlar dışında;Hakkında hiçbir soruşturma açılmayan, mahkemelerden veya savcılıktan takipsizlik veya beraat alan bütün KHK mağdurları işlerine hemen iade edilmelidir. Mağdur olan yurttaşlara maddi ve manevi hak iadesi yapılmalıdır.

OHAL Komisyonu hukuki bir değerlendirme yapmaktan ziyade ihlalleri araştıran bir kurum durumundadır. Bu sebeple bir an önce bu konuda bir çözüm geliştirilmeli OHAL komisyon tamamen kaldırılmalıdır.

-Haksız hukuksuz yere ihraç edilen tüm kamu emekçileri İşlerine geri dönmelidir!

 

İKTİDAR KAMU EMEKÇİLERİNİ 4 KONFEDERASYON ÜZERİNDEN DİZAYN ETMEKTEDİR.

 Ohal Komisyonunun 126.300 dosyadan 110.250 dosyayı incelemiş olması(%87) ve  97.570 dosyayı ret etmesine rağmen konfederasyonlar sessizliğe devam etmiştir.Üyelerinin ihraç edilmelerine sessiz kalan yandaş konfederasyonlara ve üyelerini  ‘’geri döneceğiz’’ şeklinde sürekli oyalayan konfedarasyona soruyoruz dosyaların %87’sinin incelenmesi bitmiş olmasına rağmen neden sessizliği tercih ediyorsunuz.Her konfederasyona dönem dönem  küçük onaylarla  alan açan iktidar süreci ustaca yürütmektdir.iktidar bu konfederasyonlara dönem dönem verdikleri sözde küçük kazanımlar üzerinden 1 alıp 10 almaktadır.Bu konfederasyonlar tarafından  Kamu emekçilerinin hakları iktidarın insafına bırakılmıştır.

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI 

 

HATAY'DA KARANTİNA ZORUNLUDUR!

HATAYDA KARANTİNA ZORUNLUDUR!
Çok iyi niyetle ve ölüm oranındaki artışa bakılarak sosyal medyada HATAY KARANTİNA İSTİYOR! kampanyası yapmak isteyen güzel insanların çabasını anlıyor ve doğru buluyoruz.Hatay muhakkak karantinaya alınmalıdır.Hatay adeta ölüme terkedilmiş durumda her gün cenazelerimizi sessizce gömüyoruz.Fakat öte yandan Hatayda(diğer illerdede geçerlidir) günlük yaşantısını idame etmek zorunda olan emekçilerin(inşaat işçilerinin,sanayide çalışanların,tarlada çalışanların,seyyar satıcıların, v.s bu liste uzatılabilir) yaşamlarını devam ettirmek için çalışmak zorunda olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz.Kapanalim,Karantinaya girelim maalesef tek başına yeterli bir talep değildir.Tek başına HATAY KARANTİNA ISTİYOR talebi kuru bir taleptir ve yeterli değildir. SOSYAL DEVLET GEREĞİ devlet mekanizmalarından taleplerimizin yerine getirilmesi zorunluluktur
Buna göre;
1.“Sağlık, hijyen ve genel temizlik (belediye) gibi zorunlu olan mal ve hizmetlerin dışında üretim ve hizmet sunumu durdurulmalı, çalışanlara tam ücretli izin verilerek en az 14 gün tam kapanma sağlanmalıdır.
2.Üretime ve hizmet sunumuna devam edenlere düzenli test yapılmalı, sağlıklı çalışma koşulları ve 6 saati gelmeyecek kısa çalışma saatleri uygulanmalıdır.
3.Salgın süreci sona erene kadar yoksulluk sınırının altında geliri olanlara, emekçilere(inşaat işçilerinin,resturantlarda çalışanların,sanayide çalışanların,tarlada çalışanların,seyyar satıcıların, v.s bu liste uzatılabilir)veya hiç geliri olmayan her haneye sosyal ekonomik destek verilmeli, ücretsiz doğalgaz, su, elektrik, telefon, internet hizmeti sağlanmalı, bu durumda olan yurttaşların kredi borçları ertelenmelidir.Bu dönemde eğlence sektörü durmuş durumda geçimini bu sektörden sağlayan müzisyenlere bu süreçte maddi desteğin verilmesi gerekmektedir.
4.Sermayenin karındaki düşüş değil halkın yaşam hakkı öncelikli olmalıdır.
5.İşsizlik fonu, bireysel emeklilik fonu gibi fonlar amacı dışında kullanılmamalı, yönetimi işçilerin çoğunlukta olduğu kurullara bırakılmalı ve tüm kaynaklar kuruluş amaçlarına uygun olarak işçileri ve halkın ihtiyaçları için kullanılmalıdır.
5.Pandemi süreci fırsata çevrilerek uygulanan baskı politikalarına, yasaklara, antidemokratik uygulamalara son verilmeli, haklar güvence altına alınmalıdır.”
6.Belediyeler iktidar birşey yapmıyor,diyerek sorumluluk almaktan kaçınamaz.Büyüksehir başta olmak üzere diğer ilçe belediyeleri bu talepler konusunda ısrarcı olmalıdırlar.Koli yardımlarından çok ekonomik fon oluşturup pandemi süresince muhtarlar aracılığiyla ihtiyacı olanlara destek verilmelidir.Günde en az iki öğün aş yardımı yapılmalı,faturalar ödenmelidir.Unutulmaması gerekir ki kışın ısınma bile bir giderdir.
7.Bu talepleri stk'lar,siyasî parti temsilcileri,muhtarlar,milletvekilleri ortak bir deklarasyon ile talep etmelidir.İktidar’a kamuoyu nezdinde baskı uygulanmalıdır.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI

ÜYEMİZ CEMAL KARTAL YALNIZ DEĞİLDİR!

BASINA VE KAMUOYUNA

Cemal KARTAL Uydurma suçlamalarla yargılanıyor.Cemal Kartal Yalnız Değildir!

     Cemal KARTAL Öğretmenlik mesleğindeki başarılarının yanında hayatını öğrencilere adamış, laik bilimsel eğitim mücadelesinde yerini almış aydın bir öğretmendir.. Okulundaki velilerin beğenisini ve takdirini toplamış bir öğretmendir.

Aydın demokrat kamu emekçilerine yönelik komplolar,saldırılar son günlerde özellikle ilimizde hoyratça devam etmektedir.Üstelik saldırılar mesnetsiz,kopyala yapıştır zihniyetiyle hazırlanarak yapılmaktadır. Öğretmen Cemal Kartal’a yapılan suçlamalar;Son yıllarda aydın demokrat öğretmenlere yönelik yapılan komplolardan sadece bir tanesi.Üstelik Cemal Kartal’a yapılan komplo filmleri aratmayacak cinsten.

Arkadaşımıza yapılan suçlamalar AKP aleyhinde siyasi konuşmalar yapmak ,Cumhurbaşkanına hakaret,Suriyeli sığınmacıların sınavsız üniversiteye yerleşmelerini eleştiren konuşmalar yapmak ve daha birçok dayanaksız ve mesnetsiz suçlamalar.

Üstelik bu suçlamaların dayanağı Hatay Milli Eğitim Müdürlüğüne gelen ‘’isimsiz,imzasız bir mektup’’.Evet yanlış duymadınız imzasız,isimsiz mektup.

 2017 yılında Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğüne geldiği söylenen mektuptan hemen sonra ivedilikle! 06.11.2017 tarihinde jet hızıyla Hatay MEM bir soruşturma açmış ve soruşturma başlar başlamaz Cemal Kartal açığa alınmıştır.Bu süreçte kamuoyunun baskısına direnemeyen Hatay MEM teftiş Kurulu Cemal KARTAL’ı başka ilçede olmak üzere iş yeri değiştirme uygulamasını yapmıştır.Teftiş Kurulu adete bir infaz kurulu gibi davranarak Cemal KARTAL’a ayrıca kademe durdurma cezası vermiştir.Somut olmayan iddiaların soruşturmasında Teftiş Kurulu önceden hazırlanmış sorulara sınıflardan seçtiği öğrencilerden sadece evet /hayır şeklinde cevap vermeleri istenmiş ve soruşturma böyle yürütülmüştür.

Hatay İl Milli Eğitim hızını durduramayıp kimi çevrelere şirin görünmek ve kendilerine ödül kapmak amacıyla 1 mektup ve onun etrafında şekillenmiş yönlendirilmiş sorulardan oluşan öğrenci ifadelerini somut bir delil şeklinde gösterip 08.11.207  savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur yani 06.11.2017 de idari soruşturma başlamışken 2 gün sonra savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlardır.Bu tavır bu soruşturmanın önceden organize edilmiş bir komplo olduğunu bize göstermektedir.

Milli Eğitim’in yönlendirmelerle demokrat,aydın,çağdaş kimliğe sahip öğretmenleri sindirme politikasını yürüttüğünü görüyor ve biliyoruz.Bu saldırılar aynı zamanda laik,bilimsel eğitimi savunan öğretmenlere yönelik bir saldırıdır.

Arkadaşımız Cemal KARTAL’ın 1.duruşması Hatay 7.Asliye Ceza Mahkemesinde 02.12.2020 Çarşamba günü yapılmış.İkinci duruşma 17.02.2021 tarihine ertelenmişti..Bu yargılama sürecinin mahkeme heyetinin adil yargılama yapması durumunda beraatle sonuçlanacağına inanıyoruz.

Daha önceden hazırlandığı belli olan ,üyemizin yapmadığı konuşmaları yapmış gibi göstererek önceden kararı verilmiş bir soruşturma halkın vicadanında yok hükmündedir.TÖB SEN olarak bu anti demokratik uygulamaları ve komplolara karşı ADALET istediğimizi ısrarla vurguluyoruz

Okulunda işini layıkıyla yerine getiren öğrencilere karşı sorumluluğu konusunda takdir edilen öğretmen Cemal KARTAL’a yapılan bu komplonun karşısında mücadele edeceğimizi belirtir.Kamuoyunu ve basını bu konuda duyarlılığa davet ediyoruz.

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI MERKEZ YÜRÜTME KURULU ADINA

ÖRGÜTLENME SEKRETERİ HİZAM HASIRCI

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN YAŞAMLARI RİSK ALTINA ALINAMAZ!

BASINA VE KAMUOYUNA 27.11.2020
 
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİ ÇOCUK BAKICISI DEĞİLDİR !
EN TEMEL HAK ŞÜPHESİZ “ YAŞAMA HAKKIDIR “
EĞİTİM HAKKI BİRİNCİ KUŞAK HAKLAR OLARAK TANIMLANAN HAKLARDAN BİRİDİR VE ŞARTSIZ SAHİP OLUNMASI GEREKİR.
BUNUN YANINDA EN TEMEL HAK ŞÜPHESİZ “ YAŞAMA HAKKIDIR “ DOLAYISIYLA EĞİTİM HAKKI NE DENLİ ÖNEMLİ OLURSA OLSUN YAŞAMA HAKKINDAN BİR ADIM SONRA GELİR.
“Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü'nün "Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Yüz Yüze Eğitim" konulu 20.11.2020 gün ve 16988740 sayılı yazısıyla "okul öncesi eğitim kurumlarında haftada beş gün ve günde 6 etkinlik saati süreyle yüz yüze eğitim yapılmasına, fiziki imkânları uygun okul öncesi eğitim kurumlarında salgınla ilgili tüm tedbirlerin alınması şartıyla çocuk kulüplerinin açılabileceğine karar verilmiştir."
MEB tarafından bu kararın verilme şekli ve aniden karar verilmesi Okul Öncesi Öğretmenlerinin hatta öğrencilerinin sağlıklarını bile bile tehlikeye attıklarını göstermektedir.Bir önce okul öncesi öğretmenleri dahil olmak üzere salgının boyutlarından dolayı uzaktan eğitime geçileceğini belirten MEB 1 gün sonrası okul öncesi öğretmenlerini yüzyüze eğitime çağırması gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemez.Okul öncesi Öğretmenine çocuk bakıcısı muamelesi gösterilemez.Pandeminin kimi illerde yüzde yüz artış gösterdiği ve ölüm vakalarının arttığı bu dönemde Okul Öncesi Öğretmenlerinin ve çocukların saglıģı açısından risk teşkil etmektedir.
1.3-5 yaş grubu okul öncesi öğrencileri sosyal mesafe kurallarına uymakta zorluk yaşamaktadır.
2.Fiziki imkanları birbirinden farklılık gösteren birçok devlet okulunda temizlik görevlisinin dahi bulunmadığı gibi hijyen şartları kısıtlı sağlanmaktadır.
3.Okul öncesindeki öğrencilerin bunalıp maskeyi indirmek, su içtikten sonra tekrar maskesini takmayı unutmak ya da oyun oynarken arkadaşına sarılmak gibi eylemlerde sık sık bulunmaktan buda riski arttırmaktadır.
4.Birçok okulda oyuncakları dezenfekte edecek insan kaynağı ya da dezenfektan olmadığı için oyuncaklar kaldırılmış olsa bile sınıfların temizliğinde ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
Yukarıda bahsettiğimiz 4 madde sahada olan okul öncesi öğretmenlerinin bildirdikleri sorunlardan sadece birkaç maddesi Çağrımız MEB'e yaşam hakkı herşeyden önemlidir derhal bu uygulamadan vazgeçin ve öğretmenlerimizi daha fazla risk altına atmayınız.
Bakanlığa soruyoruz :
1-Salgının yayılımı devam ederken bütün branşlarda uzaktan eğitime geçildiği bir dönemde koronanın okul öncesi öğretmenlere bulaşmadığını dair elinizde bilimsel bir kanıt var da bu yüzden mi sadece okul öncesini yüz yüze eğitime açıyorsunuz ?
2-Eğer böyle bir bilimsel kanıtınız yoksa pandemi sürecinde halka ekonomik açıdan karşılıksız destek veremediğiniz insanların da bu süreçte çalışmak zorunda olduğu için çalışanların çocuklarına ,çocuk bakıcılığı yaptırmak için mi böyle bir karar aldınız ?
3- Yüz yüze eğitimde okul öncesi öğretmenlerden bir kişi koronavirüsten hayatını kaybederse bunun hesabını kim verecektir ?
4- Yüz yüze eğitimde ,okul öncesi çağındaki çocuklardan ailesine ve çevresine bu virüsü bulaştırma ve can kaybı yaşanması konusunda bunun hesabını kim verecektir ?
TÖB SEN olarak YAŞAM HAKKI RİSK EDILEMEZ diyor ve MEB'i bu hatadan derhal vazgeçmesi hususunda uyarıyoruz..
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI(TÖB SEN)

HALK İÇİN EĞİTİM İSTİYORUZ.EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLANMALIDIR .

BASINA VE KAMUOYUNA ( 20.11.2020 )
HALK İÇİN EĞİTİM İSTİYORUZ .
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLANMALIDIR !
Salgın süreci ile birlikte eğitimde var olan eşitsizlikler derinleşmiştir. Salgın riskine karşı uzaktan eğitime geçilmesi ile kamusal bir hizmet olan ve her çocuğun eşit bir şekilde faydalanması gereken eğitim hakkına ulaşmak güçleşmiştir. Özellikle düşük gelirli ve yoksul aile çocukları ile mevsimlik tarım işçiliği yapan çocuklar normal koşullarda bile eğitim olanaklarından yeterince yararlanamazken, uzaktan eğitim ile birlikte her çocuğun ulaşabileceği bilgisayar, internet gibi teknolojik araçlarının olmaması, çocukların eğitim sisteminden dışlanmalarına yol açmıştır.
Türkiyede kırsal nüfusun oranı %25 , bu demek oluyor ki 22 milyon insan yaklaşık 6 milyon öğrenci.Tablet dağıtılmasına karşı değiliz ancak internetsiz köylere beldelere evlere tablet dağıtmak bize Tunceli’de susuz köye çamaşır makinası dağıtılmasını hatırlattı.
Kırsal ve beldelerin demografik yapısı aile yapısı göz önüne alınarak çalışmalar yapılmalıdır. Kırsalda çok çocuklu ailelerin evinde her çocuğun odası yok ve bir tv varken eba TV nasıl verimli takip edilecektir ?
Ayrıca bugüne kadar geçen sürede, EBA sisteminde yaşanan teknik sorular, eğitim programının içeriğinin bir plan ve program içerisinde yürütülmemesi, ders program ve içeriklerinin yeterli olmaması gibi yaşanan temel sorunlara çözüm üretilememiş, EBA’nın teknik altyapısı güçlendirilmemiş, uzaktan eğitime erişim sorunu da çözülmemiştir.Salgın sürecinin uzun süreceği göz önüne alındığında, çocukların nitelikli bir eğitimi eşit şekilde alması sağlanmalıdır. Eğitime ayrılan bütçe payı arttırılmalı ve çocukların uzaktan eğitme katılması yönünde gerekli çalışmaların acilen hayata geçirilmesi ve altyapı hazırlanmalıdır. Çocukların başta bilgisayar ve internet gibi teknolojik ihtiyaçları temin edilerek uzaktan eğitim sistemine erişimi sağlanmalıdır. Uzaktan eğitim sisteminden kaynaklı sorunlar yeniden planlanarak tüm çocuklara eğitimde fırsat eşitliği verilmelidir.
TALEPLERİMİZ :
1-Bütçeden eğitime ayrılan payın artırılması
2-Özel okullara uygulanan devlet teşviklerinin kaldırılarak bu teşviklerin devlet okullarına aktarılması
3-Sınıflarda öğrenci mevcudunun 24 ile sınırlandırılması ve bunun için en az 100 bin atama yapılması
4-Ülke genelinde Döner Sermaye İşletmesi olan okullardaki saymanlıklar 1073'den 484'e indirilerek 589 sayman aniden görevlerinden olmuş ve tazminat kaybına uğramıştır. Döner sermaye işletmelerinde şu anda okullarda büyük aksamalar vardır. Uygulamanın derhal kaldırılması
5-Eğitim ile ilgili çalışmaların her kademesinde Eğitim çalışanlarının örgütleri aracılığı ile karar sürecine katılması
6-Kamu görevlileri sendika yasasındaki Toplu Görüşme maddesinin Toplu sözleşme şeklinde değiştirilmesi ve Grev hakkının tanınması
7-IMF'in ve Dünya Bankası programlarından vazgeçilerek Halk İçin, Halktan Yana bütçe hazırlanması
8-Bütün köylere gezici internet aracı ve tablet
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI 

VAKIFLARA DEĞİL KAMU OKULLARINA BÜTÇE İSTİYORUZ!

BASINA VE KAMUOYUNA 16.11.2020
VAKIFLARA DEĞİL KAMU OKULLARINA BÜTÇE İSTİYORUZ!
Maarif Vakfına 486 Milyon tl aktarmayı ön gören Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmene,öğrenciye ve okullara ödeneğe gelince parasızlıktan dem vuruyor hatta daha ileri giderek öğretmen maaşını yük sayıyor. Yönetiminde çok sayıda AKP’li isim bulunan Maarif Vakfı’na, Bütçe görüşmelerinde Bakanın açıklamalarına göre 2021 yılında 486 milyon TL aktarılması öngörüldü. Bakan Selçuk, Maarif’in her yıl artan payını, “Okul sayısı arttığı için” diye açıkladı. Milli Eğitim Bakanı Selçuk, vakfın 104 ülke ile resmi temas sağladığını ve 67 ülkede faaliyet gösterdiğini anlattı. Vakfa ait toplam 328 okul ve 42 yurd bulunmaktadır.
17.06.2016 tarihli 6721 sayılı kanun ile kurulan Türkiye Maarif Vakfı, yurt dışında Türkiye Cumhuriyeti adına Milli Eğitim Bakanlığı dışında doğrudan eğitim kurumu açma yetkisine sahip tek kuruluştur.Kamu yararına çalıştığı söylenen Türkiye Maarif Vakfı, her ülkede okul öncesinden yükseköğretime eğitimin her aşamasında etkin faaliyet yürütmek amacıyla kurulmuştur.Tabi yoksul halk çocuklarının imkansızlıklar içinde okumaya çalıştığı bir dönemde Türkiye Maarif Vakfına Para aktarmanın kamu yararı olmadığı ortadadır.
MEB bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda konuşan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Maarif’e 2021 yılında 486 milyon TL ödenek aktarımı planlandığını söyledi. CHP Milletvekili Sibel Özdemir, Maarif Vakfı’na ayrılan bütçenin MEB bütçesinden daha fazla arttığını anımsatınca Bakan Selçuk, “Vakfın okul sayısı arttığı için ödenek artıyor” demekle yetindi. Öte yandan vakfa 2016 yılından bugüne aktarılan para 1 milyar TL’yi geçti.
MEB dışında, yurtdışında doğrudan eğitim kurumu açma yetkisine sahip tek kuruluş olan ve yönetiminde çok sayıda AKP’li isim bulunan Maarif Vakfı’na 2017, 2018 ve 2019 yıllarında aktarılan ödenek sırası ile 163 milyon TL, 270 milyon TL ve 422 milyon TL oldu. Vakfa 2020 yılında aktarılan toplam ödenek henüz kesinleşmedi ancak 2021 yılındaki payı 486 milyon TL olacak.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a, “Maarif Vakfı’na ne kadar kaynak aktarıldı ve yıllara göre vakfa aktarılan bütçe gerçekten MEB bütçesindeki artıştan daha fazla, bunun gerekçesi nedir? Personel sayısıyla ilgili bilgi verebilir misiniz, ne kadar istihdam yapılıyor? Özellikle mütevelli heyeti üyesine ödenen maaş ve huzur hakları nedir?” soruları yöneltilince bu sorulara cevap verilmedi.
Oysa şeffaflık gereği Bakan bu soruları cevaplandırmak zorundadır.Cevaplandırılmayan her sorunun beraberinde şüphe uyandırılmaktadır.Bu sorulara cevap vermeyen sayın Bakan’a ayrıca soruyoruz;
1.Pandemi koşullarında bile okullara parasızlıktan dolayı ödenek ayırmazken bu bütçenin Maarif Vakfına ayrılması halka hizmet midir?
2.İhtiyaç olmasına rağmen bütçe ayrılmadığını gerekçe göstererek atama bekleyen öğretmenlerin atamasını yapmamak haklarını gasp etmek olmuyor mudur?
3.Okullar ödeneksizlikten dökülüyorken,yenilenmesi gereken bunca okul varken bu para neden buralara harcanmamaktadır?
4.Pandemi koşullarında üstelik yüzyüze eğitime geçilmişken okullara gerekli olan dezenfektan,maske ve diğer ekipmalar konusunda okullara bütçe ayırmayıp bunların karşılanması konusunda okul müdürlerine neden bu yük bindirilmiştir?
HALK İÇİN BÜTÇE!
KAMUSAL EĞİTİME BÜTÇE!
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI GENEL MERKEZİ(TÖB SEN)
 

SAYGI VE MİNNETLE ANIYORUZ..

Anadolu'nun emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı'nın lideri Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü ölümünün 82.yılında saygı ve minnetle anıyoruz.

COŞKUYLA GENEL KURULA..

GÜVENSİZLEŞTİRMEYİ YASALLAŞTIRAN TORBA YASASI GERİ ÇEKİLSİN!

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                    05.11.2020

İŞÇİLERİN GÜVENCESİZ ÇALIŞMASINI YASALLAŞTIRACAK TORBA YASASI GERİ ÇEKİLSİN!

AKP iktidarı yeni bir torba yasası ile işçileri,emekçileri mağdur etme girişimi içerisindedir.Çalışma yaşantısına olumlu bir etkiymiş gibi algı çalışmalarıyla meclise getirilen torba yasası işe İş hukuku’na esneklik getiren hükümleri kapsamasından dolayı TBMM gündeminden derhal geri çelilmelidir.Tüm kanun tekliflerinde olduğu gibi bu torba yasa teklifinde patronların kar marjı için yüklerinin hafifletilmesi işçilerin güvencesiz çalıştırılması yasallaştırılmaya çalışılıyor.

Bu kanun kanun teklifi ile iktidar patronların isteği doğrultusunda belirli iş sözleşmesinin kapsamının genişletilmesini ve süreli çalışma sözleşmelerinin yaygınlaştırılmasını hedeflemektedir.Belirli süreli sözleşme ile çalışan işçiler kıdem ve ihbar tazminatı ile iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı gibi işe iade davalarınıda açamayacaktır.

Torba yasada 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanların hiçbir şarta bağlı olmaksızın belirli süreli iş sözleşmesi ile (geçici işçi olarak) istihdam edilmesi istenmektedir.Bunun sonucundada 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanların  kıdem ve ihbar tazminatı gibi hakları olmayacaktır.Ayrıca yaşa bağlı olarak istihdam farklılıkları  çalışanlar arasında da ayrıma ve sosyal adaletin bozulmasına  neden olacaktır.. Ayrıca burdan belirtmek isterizki bu yasa teklifi yani yaşa bağlı olarak getirilen bu ayrım Anayasanın eşitlik ilkesine de aykırıdır.

Kanun teklifi kabul edilirse 25 yaş altı gençlerimizi güvencesizleştirme çalıştırma yasallaşacaktır.Bunun yanında 25 yaş altı işçilerin 10 günden az  çalışmaları durumunda sigortasız çalışmaları yasallaşıyor.Patron’un 9 günde 1 iş sözleşmesi yaparak işçi çalıştırması sonucunda  uzun vadeli sigortalı çalıştırma yükümlülüğü ortadan kalkmış olacaktır.Yani patron sigorta yükümlülüğünden kurtulmuş olduğu gibi işçi sağlıksız ve güvencesiz ortamlarda çalışmak zorunda kalacaktır.Dolayısıyla örneğin sigortasız çalışan bir işçinin İş kazası sonucu emekli olması veya tazminat davası açması imkansız hale gelmektedir. . Bu teklif çalışanların işsizlik, malullük, yaşlılık, ölüm, iş kazası, meslek hastalığı ve analık gibi hayati öneme sahip haklardan yararlanmasını ortadan kaldıracaktır. Bu düzenlemeyi  sosyal güvenlik hakkı açısından kesinlikle sakıncalıdır.Köleliğin yasallaştırılmasıdır.. Anayasanın eşitlik ve sosyal güvenlik hakkı hükümlerine aykırıdır.TÖB SEN olarak bizler getirilmek istenen süreli(kısmi) çalışma tarzını yaşlılık aylığı, malullük aylığı, işsizlik ödeneğine hak kazanma gibi pek çok konuda ciddi hak kayıpları yaratacağından bu düzenlemeyi sakıncalı buluyoruz.

TÖB SEN olarak işçi dostlarımız ile dayanışma içinde olduğumuzu belirtmek isteriz.Bizler derhal işçilerin başta kıdem tazminatı ve sosyal güvenlik hakları olmak üzere Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış haklarına zarar vereceğini düşündüğümüz bu teklifin geri çekilmesini talep ediyoruz.

YAŞASIN SINIF DAYANIŞMASI

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI(TÖB SEN) MERKEZ YÜRÜTME KURULU

CUMHURİYET'İN 97. YILINDA,YAŞASIN LAİK,DEMOKRATİK TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

BASINA VE KAMUOYUNA                                                                                            28.10.2020

YAŞASIN LAİK,DEMOKRATİK TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

Hepimizin bildiği gibi yarın 29.Ekim 2020 Cumhuriyet bayramı,Cumhuriyetin ilan edilmesinin 97.yılı kutlanıyor.Cumhuriyet bayramı bir resmi bayram olmaktan çok emperyalizme diz çöktürülerek bedellerle kurulmuş bir yönetimin kutlanmasıdır.Cumhuriyet bir kazanımdır.Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin  kuruluş günü kutlaması yapılır.Ülkemizde de Cumhuriyetin ilanı kutlanır.Fakat son yıllarda içi boşaltılmış programlarla kutlanan Cumhuriyet bayramı yine bu yıl içinde içişleri bakanlığının kararı ile kutlanmama kararı alınmıştır.27.10.2020 tarihinde Milli Eğitim Müdürlüklerine ordanda okul müdürlüklerine yollanan genelge ile bu yıl 29 Ekim törenlerinin yapılmaması kararı alınmıştır

Okullara yollanan Milli Eğitim Müdürlükleri imzalı yazıda ‘’29 Ekim Cumhuriyet bayramı 97. Yıl  kutlamaları İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğümüzün 21 /10/2020 tarih ve 17461 sayılı yazıları doğrultusunda gerçekleştirileceğinden , Valiliğimizden gelen talimat doğrultusunda , Tören ve Kutlama Komiteleri tarafından hazırlanan , İl Kutlama Kurulu Proğramı hariç ; *Özel Okullar* dahil hiçbir okulumuzda program yapılmayacaktır.’’ İfadesi yer almaktadır.

TÖB SEN olarak bizler tabiki Corona Virüs sürecinde önlemlerin ısrarla uygulanması gerektiğini düşünüyoruz.Bu tehlikenin karşısında daha akıllı ve süreci en az zararla yürütecek yöntemlerin kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.Ama bu süreci bahane edip Cumhuriyet bayramı kutlamalarını iptal ettirmenin doğru olmadığını düşünüyoruz.Aşağıda yazdığımız birkaç örnek bile aslında pandeminin bahane edildiğini bize göstermektedir.

30 Ağustos kutlamaları Pandemi nedeniyle iptal edildi. Ancak 26 Ağustos’ta Malazgirt törenlerinde toplanan binlerce kişinin katılımıyla miting yapıldı.

Açılışlarda,izdihamın yaşandığı mitinglerde(örnek 31 ağustos Giresun mitingi) corona virüs tehlikesi olmuyor 30 Ağustoslarda,29Ekimlerde oluyor!

Kurtuluş savaşı ile kazanıp kutladığımız bayramlara geldiğinde katılmamak için bin bir bahane bulanlar yasakları delerek binlerce kişilik organizasyon yapabiliyor.Corona Virüs gerekçe gösterilerek iptal edilen 30 Ağustos bayramından ertesi gün 31 Ağustosta izdihamın yaşandığı miting yapılabiliyor.Yine 30 Ağustos kutlamaları yasaklandığı bir dönemden Kocaeli’de  4 eylülde siyasetçilerin katıldığı 1500 kişilik bir düğün yapılabiliyor.Daha geçen hafta ÖSO ve cihadist   taraftarların çeşitli illerde yapılan mitinglerine göz yumulurken 29 Ekim Cumhuriyet kutlamaları iptal ettiriliyor.

Milli Eğitim Bakanlığının, imzaladığı işbirliği protokolleriyle; temel eğitimi cemaatlerin, dinci ve gerici vakıfların eline bıraktığı bir dönemde bizler Cumhuriyetin kazanılmış değerlerine daha çok sarılacağız.

Unutulmamalıdır ki!

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte  demokratik, laik, sosyal, hukukun üstünlüğüne ve yargı bağımsızlığı gibi kazanımlar ortaya çıkmıştır.Yaşadığımız süreçte Cumhuriyet’in değerlerine daha çok ihtiyacımızın oldğu bir gerçektir.Çocuklarımıza aydın yarınlar bırakmak için uğruna bedeller ödenerek kurulan Cumhuriyeti geliştirmek bir görevdir.Ülkenin  refah düzeyini artırmak  ve insan haklarına saygı çerçevesinde bir arada yaşama kültürünü sağlamak Cumhuriyet’in değerleri ile olur.

-Cumhuriyet ile hesaplaşma planları yapanlar kaybdecek aydınlık Türkiye kazanacak.

-Emperyalizme diz çöktürülerek  kazanılmış Cumhuriyet’in 97.yılı kutlu olsun.

 

 

TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

YÜZ YÜZE EĞİTİM’E GEÇİLME KONUSUNDAKİ TESPİTLERİMİZ VE ÖNERİLERİMİZ

 

KAMUOYUNA 21.10.2020
YÜZ YÜZE EĞİTİM’E GEÇİLME KONUSUNDAKİ TESPİTLERİMİZ VE ÖNERİLERİMİZ
TÖB SEN pandemi sürecinin başından bu yana bu süreçte çocuklarımızın eğitim sürecinin aksamaması yönünde öneriler sunmuş ve çeşitli taleplerde bulunmuştur.Pandemi sürecinin sağlıklı bir süreç içinde yürütülmesi konusunda tüm bakanlıkların kendilerine düşen görevi toplumun çıkarı göz önünde bulundurularak tüm paydaşlarla dayanışma içinde yürütülmesi konusunda açıklamalarda bulunmuştuk.Toplumun tüm kesimlerinin taleplerini ve isteklerini göz ardı edilmeden dinlemek ve çözüm yolunu bulmaya çalışmak siyasi erk için bir zorunluluktur.Oysa siyasi iktidar pandemi koşullarında dayanışma yerine sermayeyi güçlendirecek emekçiyi yıpratacak adım atmış yaşanan ekonomik kriz ile birlikte koşulsuz ortamlarda çalışmak zorunda bırakılan emekçilerin mağduriyetlerini gidermek yerine emekçilere zulmü reva görmüştür.Eve sıcak bir ekmek getirmek için sağlıksız ortamlarda çalışan veya dışarıda çalışmak zorunda kalan insanların corona virüsü ile baş başa kalmaları dışında başka bir şans bırakılmamıştır.
Öte yandan TÖB SEN olarak yüz yüze eğitim koşullarının sağlanıp bütünüyle yüz yüze eğitime geçilmesi en büyük temennimiz olduğu gibi aynı zamanda önceliğimizdir.Fakat hepimizin takip ettiği gibi salgının belirli oranda kontrol altına alınamadığı ve vaka sayılarında artışınm olduğu bir gerçektir.Dolayısıyla yüz yüze eğitim sürecinin genişletilmesi kararının uygulanmasında oldukça dikaktli,titiz ve uygun ortam sağlanması konusunda en üst boyutta önlemlerin alınaması konusu bir zorunluluktur.Zira yüz yüze eğitimin genişletilmesi kararı alınmışken hala okulların yüzde 80’inde yeteri kadar önlemler alınmış değildir.Hala bir çok okulda gerekli ekipmanlar olmadığı gibi maske,dezenfektan gibi gerekli olan malzemelerin temini okul müdürlerine bırakılmıştır.Ödenek sıkıntısı okul müdürlerimize bir şekilde yaratın denilmektedir.
Yüz yüze eğitim sürecine MEB tarafından bulunan çözüm öğrencilerin sınıflarında 2 gün yüz yüze eğitim görüp eğitim görüp okulda olmaları diğer günlerde uzaktan eğitime devam etmeleridir.Bu noktada ortaya çıkan bir sorunda toplam ders saatinde azalmanın olduğudur.Böyle olunca da velilerde ve öğrencilerde kaygıyı arttırmıştır.Çünkü azalmış olan ders saatine karşılık sınavlarda tüm kazanımlardan sorumlu tutulacak öğrencide sınav kaygısını ve başarısızlık korkusunu arttırmaktadır. Eğitim,zor koşullar altında yürütülüyorken müfredat seyreltilmeli, öğrencilerin sorumlu olduğu konular azaltılmalıdır.Seyreltilmiş sınıflarda daha çok ders saatinin yapılabilmesi için MEB’in ek atama sağlayarak sorunu çözmesi gerekmektedir.Ek atama ile çocuklarımızın okulda geçirecekleri zaman fazla olacağından okula yeniden adaptasyon sürecide artacaktır.
TÖB SEN olarak okul ortamlarının sağlıklı hale getirilip yüz yüze eğitim sürecine biran önce geçilmesi konusunda talebimizin olmasının bir nedenide kız çocuklarımızın okul ortamından koparılmalarının önüne geçmektir.Zira ülkemizde çocuk gelin vakalarının sık görüldüğü gerçeğini unutmamak gerekir.Evlerinde tablet,bilgisayar gibi araç gereçlerinin olmadığı veya internet bağlantısının olmadığı yerlerde okuldan uzak kalan 12-18 yaşa arası kız çocuklarımızın okul ile bağları azalmakta ve evlilik dayatmalarını kabul etme risklerini arttırmaktadır.Milli Eğitim Bakanının uzaktan eğitim sürecine 1.5 milyon öğrencinin dahil olmadığı beyanına baktığımızda bu kaygının yerinde olduğunu söylememiz yanlış olmaz.Öğretmenlerin verdiği bilgilerdede her sınıfın sadece 5’te 1’inin uzaktan eğitime katıldığı gerçeğidir.
MEB yüz yüze eğitim sürecine geçerken önce ‘’istemeyen veliler çocuğunu yüz yüze eğitime göndermeyebilir’’ şeklinde bir yazıyı müdürlüklere yollamış.Daha sonrada çocuğunu yüz yüze eğitim için okula yollamak isteyen velilere taahhütname imzalatmıştır.TÖB SEN olarak bu konuyla ilgili daha öncede bir açıklama yapmış ve bakanlığın bu söyleminde ‘’biz çocuklarınızın sağlığıyla ilgili sorumluluk almıyoruz’’ demek istediğini belirtmiştik.Bu konuda söylenecek bir başka durumda şudur.Sadece Çarşamba günü uzaktan eğitim alan bir öğrenci ile diğer öğrencilere eşit bir ortamda ders verilmediği gerçeği ortaya çıkmaktadır.Dolayısıyla kronik rahatsızlığı olan bir öğrenci bile bu eşitsizlikten dolayı yüz yüze eğitim için okula gelecektir.Ayrıca yüz yüze eğitime daha önceden geçmiş olan özel okullardaki öğrenciler ile zaten daha öncede var olan fırsat eşitsizliği artmış olacaktır.MEB’in istemeyen veli çocuğunu yollamasın söylemi gerçekçi değildir.
Yine MEB’in aldığı bir başka kararda İl hıfzıssıhha Kurulunun karar vermesi durumunda köy okulları ile nüfusun az olduğu yerlerde ilk ve ortaokulların tüm kademelerinde 5 gün eğitimin yapılabileceği kararıdır.Hepimizin bildiği gibi bir çok il’in köydeki nüfus yoğunlukları,mevcut okul sayısı ve kapasiteleri birbirinden farklıdır.Nüfus’un yoğun olduğu köylerde sınıflarda 25-30 öğrencinin bir arada ders görmesi hem öğrencilerin hemde öğretmenleri sağlığını tehlikeye sokmaktadır.Bu yüzden önerimiz kararın İl Hıfzıssıhha Kurullarına bırakılması yerine MEB yetkililerine bırakılıp önceden belirlenmiş uygun koşulları sağlayan okullarda yüzyüze eğitim kararınin verilmesini sağlamaktır.
TÖB SEN olarak yüz yüze eğitime geçilme sürecinin takipçisi olacağımızı belirtir.Öğretmen,öğrenci veya veli olarak yaşanacak aksaklıkların tarafımıza bildirilmesini talep ediyor çözüm konusunda mücadele edeceğimizin sözünü veriyoruz.
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI(TÖB SEN)
MERKEZ YÜRÜTME KURULU

MARAŞ KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇTUR

MARAŞ KATLİAMI NEZDİNDE İNSANLIĞA KARŞI YAPILAN BÜTÜN KIYIM VE KATLİAMLARI KINIYORUZ.


ÖĞRETMENLERİMİZİ AZARLAMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR.

 

Artvin’in 93 doğumlu Kemalpaşa kaymakamı Faruk Saygın okul ziyaretinde kendisine el uzatıp hoşgeldiniz diyen öğretmene “ Haddini bil , sınıftan çık dışarıya bekle “ diyerek öğretmeni sınıftan çıkarmış , sınıfta bulunan diğer öğretmenin bu yapılan söylemin doğru olmadığını anlatmasına karşılık kaymakam “ Sen kimsin ücretli misin ? “ diyerek öğretmeni ücretli kadrolu şeklinde ayıran talihsiz söylemi ve düşüncesi ile ücretli de olsa karşısındakinin bir öğretmen olduğunu unutmuştur .
TÖB-SEN Bulanık Temsilciliği olarak günden güne öğretmen mesleğinin itibarsızlaştırılmasına karşı ,haklarımıza yapılan saldırıya ,emeğimize , öğretmenlik mesleğinin onuruna sonuna kadar sahip çıkacağız .
Bunca baskı ve hak gaspına , ekonomik sosyal zorluklara rağmen fedakarca tüm zamanını topluma yararlı ,bilgili ,üretken bireyler yetiştirmeye adayan , halkı uyandıran öğretmenlerimizi azarlamak kimsenin haddine değildir !
Sayın kaymakam bu mevkiye makama gelmenizde emeği olan eğitim emekçileri gerek anne gerek baba olan öğretmenlerimize bu muameleyi yapmak kimsenin hakkı da değildir haddi de değildir !


“İnsanca Yaşam Koşulları için Gerçek Toplu İş Sözleşmesi İstiyoruz!”



TÖB-SEN Hatay: LGS başarısızlığı MEB’in suçu


OKULDA SİGORTASIZ İŞÇİ ÇALIŞTIRMAK SUÇTUR !

OKULDA SİGORTASIZ İŞÇİ ÇALIŞTIRMAK SUÇTUR !

TÖB-SEN kurulduğundan bu yana ilkeler üzerinden sendikacılık yapar ve ilkelerine sıkı sıkıya bağlıdır . TÖB-SEN her zaman emekçiden , emekliden , işçiden , öğretmenden yanadır ve işçilerin sigortasız çalıştırılmasının karşısında durur .
Türkiye genelinde bir çok il ve ilçede iş-kur personelin yetersizliğinden dolayı okul idaresi öğretmenlerle dayanışma göstererek ya da okul aile birliği bünyesindeki para ile okullara yardımcı hizmetli personel tutulmuş ve bir çok işçi de okullarda sigortasız güvencesiz çalıştırılmaktadır .

“Anayasanın 60. Maddesinde “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” Hükmü bulunmaktadır yani çalışanların sigortalı olarak çalıştırılmaları anayasal bir hak olmakla birlikte aynı zamanda hem çalışanlar hem de işverenler açısından bir zorunluluktur. İşverenlerin çalışanlarını sigortasız olarak çalıştırma hakları olmadığı gibi çalışan kişilerin de sigortasız çalışmak veya sigortasız çalışmayı istemek gibi bir hakları söz konusu değildir.

Sigortasız işçi çalıştıran işveren 1 yıl için asgari ücretin 38 katı ceza öder. İşveren defter tutmuyorsa ozel inşaat gibi 1 yıl için 28 asgari ücret katı ceza alır.
Sigortasız işçi çalıştırdığı için doğal olarak işe giriş bildirgesi de vermemiştir bu da 2 asgari ücret cezaya tekabül eder. Aynı şekilde sigortasız işçiyi aylık prim hizmet belgesinde de göstermediği her ay için 2 asgari ücret ceza alır. Ücret bordrosunda göstermediği için ise yarım asgari ücret ceza uygulanır.
Ek olarak, yasal defter kaydetmediği her ay için yarım asgari ücret ceza alacaktır.
Bunun yanında çalışanın ücretini bankaya yatırmamanın da ekstra bir cezası var. İşverenin bu konulardaki sorumsuzluğu tespit edildiğinde çalışanın kıdem ve ihbar tazminatı hakkı doğar. Ayrıca primleri gecikme zammı ile işverenden tahsil edilir. İşkazası geçirirse kendisine,ailesine bağlanacak maaş kayıtsız şartsız sigortasız çalıştıran işverenden tahsil edilir.

Çalışan olarak işyerinde sigortanız yapıldıysa, kendiniz ve aile bireyleriniz sağlık hizmetlerinden yararlanabilir, emeklilik dönemi için primlerinizi tamamlayabilir ve emekli aylığı kazanabilir, vefat halinizde eş, çocuklar ile anne babanıza aylık bağlanabilir, iş kazası, meslek hastalığı veya analık hallerinde çalışılamayan dönemler için geçici iş göremezlik ödeneği veya kısmen/tamamen çalışamaz duruma geldiğinizde sürekli iş göremezlik geliri alabilir, herhangi bir nedenden dolayı sakatlanıp çalışamaz duruma geldiğinizde ise malullük aylığı alabilirsiniz. İşyerinde sigortasız çalışıldığında ise bahsedilen haklara sahip olamamakla birlikte ülke ekonomisinin en büyük problemlerinden olan kayıt dışı istihdam ortaya çıkmakta ve makro açıdan ekonomik büyüme hedefleri için olumsuz veriler oluşmaktadır.

TÖB-SEN Bulanık Temsilciliği olarak öğretmenlere çağrımız bu suça ortak olmamanızdır . Düşük ücretlerle çalışan bu emekçilerin sigortasız çalıştırılmasının onların sağlık ve emeklilik haklarının gasp edilmesinin karşısında durmanızdır .
Bugün okulda sigortasız çalışan bu personel ayağını kırsa iyileşene kadar ona bakacak mısınız ? İlaçlarını alıp evine ekmek yemek alacak mısınız ? Çocuklarına , babaları anneleri iyileşene kadar maddi destek verecek misiniz ?

Bağımsız ,demokratik ,laik ,halkçı sendikada TÖB-SEN’ de buluşalım .

Sigortasız çalıştırma ihbar hattı Alo 170

Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası Bulanık İlçe Temsilcisi Serkan BEBEK




TÜM ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ SENDİKASI (TÖB SEN) GENEL MERKEZİ

 

1. OLAĞAN GENEL KURUL İLANI

Sendikamız Genel Merkezi 1. Olağan Genel Kurul toplantısı  12.06.2021 Cumartesi günü saat 09.00-17.00 arasında Genel Merkezimizin salonunda  (Güllübahçe Mahallesi Saray Caddesi Sakarya İşhanı NO:13:/6 Antakya/HATAY), aşağıda belirlenen gündemle yapılacaktır.

Çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci toplantı  13.06.2021 Pazar günü çoğunluk aranmaksızın aynı saatte ve aynı adreste yapılacaktır.

 

   GÜNDEM:

   1 - Yoklama ve açılış

   2 - Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunması,

   3 - Divan seçimi,

   4 - Divan Başkanınca gündemin okunması ve oylanması,

   5 - Seçim şeklinin belirlenmesi,

   6 - Yönetim Kurulu faaliyet raporunun okunması,

   7 - Denetleme Kurulu raporunun okunması,

   8 - Yönetim ve denetim kurulu raporlarının ibrası,

   9 – Genel Merkez Yönetim, denetim, disiplin kurulu asil  ve yedek üyeleri ile üst kurul      delegelerinin seçimi

  10 - Dilek ve temenniler, kapanış.

 









3600 EK GÖSTERGE İÇİN İMZA KAMPANYAMIZ.

Lütfen Linki Tıklayın ve Change.org'taki imza kampanyamıza destek verin.

https://www.change.org/3600ekgöstergeTÖBSEN













YARGI YETKİLİ KONFEDERASYON'UN KUMPASINA DUR DEDİ.